Paylaşımın tek adresi

güller burda açar
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 EĞİTİM NEDİR?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:17 pm

EĞİTİM NEDİR?




Eğitim; en basit anlamıyla davranışları değiştirme sanatı. Yani bireyde istendik davranışların yerleşmesi, olumsuz davranışların sonlandırılması amacıyla sürdürülen sistematik bir program.



Modern pedagoji ve eğitim biliminin tanımıyla;



Eğitim; kişiyi aklı, duyguları ve davranışlarıyla bir bütün olarak ele alan bir oluşturma ve yönlendirme sürecidir

Nasıl ki her sistematik programın olmazsa olmazları varsa elbette ki eğitim sisteminin de olmazsa olmazları var; disiplin gibi, yürütülecek olan eğitim-öğretim programları gibi, eşgüdümlülük gibi. Ve hedef kitlenin iyi tanınması gibi. Burada ele alınacak konu Eğitimin iki temel aşamasında; Çocukluk ve Ergenlik dönemlerindeki bireylerin özelliklerinin tanınması, bu dönemlerdeki öğrencilere yaklaşım tarzlarıdır.



Biz eğitimciler artık biliyoruz ki;



    <LI class=MsoNormal style="mso-list: l25 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt">Günümüzde eğitimin sağlıklı olabilmesi için, insan duyarlılığının eğitimi, bedenin ve mantıksal zekanın eğitimi kadar önemlidir.
    <LI class=MsoNormal style="mso-list: l25 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt">Okul öncesindeki ve temel eğitim çağındaki çocuk, öğrenme potansiyeli en yüksek olan varlıktır.
  • Çevresindeki tüm yetişkinleri model olarak alır.

    “Eğitim; Yaşamın Kendisidir”




Ve insan duyarlılığının eğitimi için yani “özgür, kendisini ifade edebilen, kendini tanıyan, sorumluluk sahibi olan, görev bilinci gelişmiş, özgüveni yüksek, özsaygılı bireyler yetiştirmek için” akademik bilgiyi yüklemeden önce o insanı tüm yönleri ile tanımalıyız.



ÇOCUKLUK



Çocukluk dönemi, insan yaşamındaki en kapsamlı ve en önemli bölümü kapsamaktadır. Hiç şüphesiz ki burada ki amacımız; okul öncesi dönemi de kapsayan ve 2 ile 12 yaş arasındaki bu dönemi her yönüyle ve tüm ayrıntılarıyla incelemek değil, 6 -11 yaş arasında ilköğretimin 1. ve 2 devresini kapsayan çocukluk dönemine “Eğitim” açısından bakarak kısa ve akılda kalıcı hatırlatmalar yapmaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:17 pm

ALTI - DOKUZ YAŞ ARASI ÇOCUKLARIN
EĞİTİMİNDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR




Bu yaşta çocuklar genel olarak bedeni , zihni ve duygusal gelişimleri yönünden okul olgunluğuna erişmiş sayılırlar. Geç olgunlaşan çocukların eğitim problemleri vardır. Bu yaş çocukların eğitiminde dikkat edeceğimiz hususları gözden geçirelim:

Birçok çocuk, ev hayatında karşılaşmadıkları, ancak okul hayatında önem verilen yazılı semboller karşısında uyumsuzluk gösterir. Bu durumda öğretmenlerin anlayışlı ve sabırlı olmaları , aileleri ile işbirliğine gitmeleri gerekir. Ruh sağlığının olumlu gelişiminde başarının önemi büyüktür. Bu dönemde çocukların yetenekleri, ilgileri yönünde başarı göstermeleri için imkanlar hazırlanmalıdır. Çocuklara verilen ödevler , onların çalışma ve öğrenme güçlerine uygun olmalıdır. Çok zaman alan ve yeteneklerinin üstündeki ödevler öğrencilerin ruh sağlığını bozar. Öğretmen bu dönemde çocukların her biri ile ayrı ayrı ilgilenmeli , onlara değer verildiğini hissettirmelidir. Kusur işleyen , yaramazlık yapan çocuklara ”haylaz , beceriksiz ,aptal ’’ gibi küçük düşürücü sözler söylenmemelidir. Bundan dolayı öğrencilere sınıfta ayakta bekletme , arkadaşlarıyla ilişkilerini kesme gibi cezalar verme yoluna gidilmemelidir. Grup dışı bırakılan , yalnız kalan çocuklarla ilgilenilmeli , onlara roller vererek , arkadaşlarının yanında iti-bar kazanmaları sağlanmalıdır. Çocuğa her fırsatta yakınlık göstermek , kişisel problemleriyle ilgilenmek gerekir . Onlara sabahları “günaydın ’’ demek , gözler karşılaştığı zaman gülümsemek , dersten sonra onunla konuşmak , teneffüste yanına gitmek gibi davranışlar öğretmen – öğrenci arasında olumlu bağları kuvvetlendirir.


DOKUZ – ONBİR YAŞ ARASI ÇOCUKLARIN
EĞİTİMİNDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR



Bu yaşlar çocukluğun son yılları olup , ilkokulun ikinci devresini yani dördüncü ve beşinci sınıfları kapsarlar. Dokuz - on bir yaşındaki çocuklar , daha önceki ve sonraki dönemlere göre daha dengeli ve istikrarlı bir durumdadırlar. Bunları gözden geçirelim. Bu dönem çocuğu okul hayatına uyum sağlamış olup , onda erinlik buhranları belirmemiştir. Bu yaşlar eğitimin kolay devresidir. Bu devrede, arkadaşları ile işbirliği yapma ve sosyal yönden olumlu davranış geliştirmeyi öğrenirler. Bu devrede çocuklara ilgi ve seviyelerine uygun bol okuma materyali, okuma yeri ve zamanı sağlanmalıdır. Süratli ve anlayarak okuma alışkanlığı buna bağlıdır. İyi okuma öğrenmeyen çocuklar , bu eksiklik yüzünden kişiliklerinde olumsuz etkiler meydana getirir. Çocuk bu yaşlarda , kendini yönetmeli , sorumluluk almalı , fikir üretmelidir. Evde , o- kulda bir çocuk gibi değil , sorumlu bir kişi gibi davranılarak büyüdüğü hissettirilmelidir. Ço- cuklar bu devrede bağımsız tavır göstermek istemektedirler. Bunun için eve arkadaş getirme- lerine , arkadaşlarını ziyarete gitmelerine izin verilmelidir . Böylelikle kişiliklerinin gelişimi fırsatı kazanırlar. Yetişkinler çocuklarının bazı itaatsizlik ve dik başlılıkları karşısında soğuk davranmamalı , nedenlerini anlayışlı ve hoşgörülü şekilde araştırmalıdırlar. Bu devrede başa- rısızlığın etkisi çocuklar üzerinde , öteki çağlara göre daha olumsuzdur. Her çocuğun yetenekli olduğu bir alan vardır. Öğretmen , o çocuğu tanımalı , bir alanda başarılı yaparak çocuğun kendine güvenini geliştirmelidir.Bu çağ çocukları hayvan beslemeyi, koleksiyon yapmayı çok severler. Buradan yola çıkarak ilgileri ve seviyeleri doğrultusunda eğitim daha sağlıklıverilebilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:18 pm

İLKOKUL ÇAĞINDA SIK RASTLANAN RUHSAL PROBLEMLER



a.Davranış Bozuklukları :


Davranış bozuklukları, huzursuzluk, sinirlilik, geçimsizlik, saldırganlık, yalan söyleme çalma ve okuldan kaçma gibi değişik şekillerde olabilir. Yakınlarından birinin ölümü ya da önemli bir aile sorununda çocukta davranış bozukluğu ortaya çıkabilir . Ayrıca , ruhsal gelişme ve çevreyle ilişki sorunları olan çocuklarda daha ciddi ve sürekli bozukluklar da görülebilir. Örneğin : Çocuğun evde ya da okulda dayaktan korkması veya evde ana-babasının da yalan söylemeleri sonucu çocuk yalan söylemeyi alışkanlık haline getirebilir. Öğrencinin sorununun evde sürüp sürmediğinin öğrenilmesi açısından ailesiyle de görüşülmesi , ondan sonra karara varılması gerekecektir . Ailenin çocuğa yaklaşımı ve ilgisi çok önemlidir.
Çocuğun ağır üzüntüler karşısındaki tepkileri , daha hoşgörülü bir ortamda daha rahat çözümlenebilir. Saldırgan çocuktaki güç ve enerjinin spor alanına , yararlı sosyal çalışmalara (tiyatro , izcilik v.b.) kaydırılması çok olumlu sonuçlar doğurur.
Bazı çocuklar zeka düzeylerin normal olmasına karşılık , öğrenme güçlüğü ve aşırı hareketlilik , yerinde duramama , ödevlerini geçiştirme , düzensiz ve bozuk yazı yazma gibi davranış bozuklukları gösterirler. Derste durmadan yanındakiyle konuşur , dikkat azlığı nedeniyle başarısız olurlar. Öğretmen uyardığı , susturduğu hatta ceza verdiği zaman bile biraz sonra tekrar elinde olmadan çocuk eski kıpranışına başlar. Bunlar ‘’ aşırı hareketli ’’ çocuklardır. Tedavi edilmesi gereken bir davranış bozukluğu olup , hekime baş vurulması gerekir. Bunların yanı sıra öğretmen sürekli yalan söyleyen , başkasının eşyasını alan ve bunu alışkanlık haline getiren çocukların ailelerini ikna ederek bir ruh sağlığı uzmanına gidilmesini sağlamalıdır.



b. Duygusal Bozukluklar :


Bu gruptaki sorunlar daha çok öğrenciyi tedirgin eden belirtilerdir. Kekemelik , tik , okul korkusu , gece işemesi , tırnak yeme , parmak emme , korkular , bunaltı , uyku ve yeme bozuklukları bu grupta sayılabilir.

1. Kekemelik:


Çoğunlukla 2-7 yaş grubu çocuklarda , konuşmanın en hızlı geliştiği dönemde görülen bir konuşma bozukluğudur. Normal konuşan çocuk , yaşadığı aile içi kavga , hayvandan korkma , dövülme , trafik kazası gibi herhangi bir korku sonucu zamanla ve ya aniden kekelemeye başlayabilir. Toplulukta kekemelik artar. Öğrencide zamanla çekingenlik , güvensizlik , başarısında düşüklük , arkadaşları ile geçimsizlik görülür. Ağır konuşma bozuklukları sınıf içi destekle çözümlenemiyorsa , öğrenci ve ailesi ruh sağlığı uzmanı bir hekime başvurmaya ikna edilmelidir.

2.Tikler :


Tikler ani bir korku ve gerilimle ortaya çıkan göz kırpma , kaş kaldırma , burun oynatma gibi belirtilerdendir. Daha çok 6 yaşından sonra görülür. Çok önemli bir belirti olmamasına karşın , çocuk ve gençlerin bu belirtiye verdikleri önem , onların ruh sağlığını etkiler. Öğretmen , tiki olan çocukların sorunlarıyla ilgilenmeli , ancak , sınıfta veya başka bir zaman öğrenciyi bu belirtiyi düzeltmesi için uyarmamalıdır.

3.Okul Korkusu :

Çoğunlukla ilkokulun ilk sınıflarında ortaya çıkar. Ailenin yakınmasına , hatta öğretmeni suçlamasına sebep olabilecek ölçülere varır. Büyük ölçüde okula gitmek istememe, karın ağrıları, bulantılar gibi belirtiler okul saatlerinde görülür. Çocuk okula gitmeye zorlanırsa huysuzlaşır, ağlar, tehditlerde bulunur. Okula gitmeyince bu şikayetler kaybolur.
Böyle bir durumda öğrencinin okula ait bir sorunu olup olmadığını öğretmenin araştırması doğru olur. Bazen dikkat çeken bir olay öğrenciyi korkutabilir , arkadaşlarına yaklaşmaktan kaçınmasına neden olabilir. Böyle bir sorunun çözümlenmesi öğrenciyi yeniden okula döndürür. Anne ve baba çocuğa soğukkanlı davranmalı , korkutmadan ve cezadan uzak durmalıdır.


4.Gece İşemesi :
Gece işemelerinin %5 kadarı bedensel hastalıklar sonucunda ortaya çıkar. Bağırsak paraziti , idrar yolu iltihapları , omurganın doğumdan kaynaklanan bozuklukları gibi. Geri kalan nedenler arasında akrabalarda da aynı sorunun görülmüş olması , yani kalıtım etkeni önemli yer tutar. Erken ve baskılı tuvalet eğitimi , kardeş doğumu , kardeş kıskançlığı , anne ile çocuğun ilişki bozukluğu , sert cezalar , korku ve ayrılıklar belli başlı ruhsal etkenlerdir. Altını ıslatan çocuklarda %60 uyku derinliği görülür.

5.Tırnak Yeme :
Tırnak yeme ve parmak emme genellikle 5-6 yaşlarında başlayan bir güvensizlik işaretidir. Ailede yetersiz ilgi ve sevgi gören çocukta , okulda baskılı eğitim alan öğrencide , sıkıntı , gerilim ve saldırganlık duygusunun açığa vurulmadığı hallerde , huzursuz çocuklarda sıkça görülmektedir.



6. Öğrenme Güçlüğü :

Okul başarısı birçok uygun faktörün bir arada bulunmasına bağlıdır. Her şeyden önce çocukta zeka gelişmesi çocuğun yaşına uygunluk göstermelidir. Bunun yanında başka etkenler de vardır. Örneğin: Çocuğun duyu organlarında görme bozukluğu ,işitme azlığı gibi bir bozukluk olmamalıdır. Öğrenme uygun ortamda gerçekleşebilir. Evdeki uyarı ve ilgi okuldaki öğretime temeldir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:18 pm

İLKOKUL ÇAĞI VE OKUL




Bireysel ayrılıklar yüzünden her öğrencinin her şeyi aynı sürede , aynı düzeyde öğrenemeyeceği nihayet kabul edilmiştir. Bu nedenle:
1. Öğretimde bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır.
2. Öğretime , yakın çevrenin problemleri ele alınarak başlanmalıdır.

3. Öğretim yoluyla edinilen bilgilerin değerlendirilmesi objektif ölçülerle yapılmalıdır.
4. Eğitim rehberliği, bireysel ayrılıklar söz konusu olduğuna göre programlar

bireyselleştirilmelidir.
5. Öğrenci bütün yönleri ile tanınmalıdır.
6. Öğrencilerin seviyelerine uygun düşecek programlar hazırlanarak uygulanmalıdır.
7. Okul öğrencilerine yeteneklerine göre seçebilecekleri meslek yolları göstermeli , klavuzluk yapılmalıdır.
8. Okul disiplini , uygunsuz davranışa düşecek cezanın kararlaştırılması durumundan kurtarılmalıdır. Bunun yerine bozuk davranışı araştıran bir yaklaşımı olmalı , disiplin problemi bir ceza mahkemesi uygulaması olmaktan çıkarak eğitici ve düzeltici tedbirler alma durumuna getirilmelidir.








ERGENLİK



ERGEN KİMDİR?

Ergenlik ve bu süreci kapsayan problemler yüzyıllardır varola gelmiş, bireysel ve sosyal olumsuzluklara neden olabilecek bir dönemdir. Özellikle son yıllarda gerek ailelerin ve gerekse eğitim kurumlarının gence verdiği önem, ergenin bu dönemi nasıl problemsiz atlatabileceği konusunda da araştırmaları beraberinde getirmiştir. Çünkü modern pedagoji bu dönemi de aşılamayan olumsuz duygu ve davranış kalıplarının, insanı bir yaşam boyu etkisi altında bıraktığını bilmektedir.

O halde nedir ergenlik? Ergenlik dönemi çeşitli şekillerde belirtilmektedir. Genel hatlarıyla; ergenlik çocukluktan çıkıp, yetişkinliğe geçiş arasındaki süreci içine alır. Yaş olarak ise genellikle 12-21 yaşları arasındaki dönemdir. Bu dönemde tek bir temel bölge yoktur. Çünkü vücudun fiziki- fizyoloji olarak hızlı bir gelişime girmesi sonucu, öncelikle ilgiyi birincil ve ikincil cinsiyet organları çekerken, aynı zamanda fizyolojik değişikliklerde ilgiyi çekmektedir.

Ergenliğe has temel tarz ise, yeni bir kimlik (ego- benlik) duygusu kazanmaya çalışması, aynı zamanda sosyal düzendeki yerinin ve rolünün ne olacağına ilişkin bir duygu geliştirmesidir. Bu döneme has model olabilecek kimselerle özdeşleşerek onlar gibi olmak ister. Ergen genellikle mantık yerine kendi zevklerine, görüşlerine uygun, beğendiği kimseleri model alır. Aynı zamanda, bu dönemde akran gruplarıyla da etkileşimde bulunur.



ERGENLİK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Bu dönem çok çeşitli boyutlarıyla ( fizyolojik, psikolojik, sosyal) kendini ortaya koyduğundan; ana hatlarıyla sınırlandırma yapılacak olursa;



FİZİKİ VE FİZYOLOJİK DEĞİŞMELER:



Bu dönemde fiziki büyüme hızının arttığı görülür. Bunlar 1. Derecede cinsiyet özelliklerinin kazanılması ( cinsiyet organının büyüyüp gelişmesi) 2. Derecede cinsiyet özelliklerinin kazanılması ( göğüslerin büyümesi, ses tonu ve deri dokusunun değişmesi, cinsi bölgeler, koltuk atları ve yüzde tüylenmeler), vücut organının değişmesi( kol, bacak, boyun, baş ve gövdeye göre daha hızlı büyür), yüz organlarının değişmesi ( çene ve burun çıkıntılarında artma görülür) ile boy ve kilodaki hızlı artışıdır. Organizmanın fiziki olarak gelişmesi neticesinde erkeklerde gece boşalmaları, kızlarda ise ay hali ( Regl) görülmeye başlar.

Bedensel gelişimindeki bu değişim ergenin davranışlarını da doğrudan ilgilendirir. Hızlı büyüme ve bedende ki değişmelere, yorgunluk ve huysuzluk gibi belirtilerde katılır. Hatta bu belirtiler abartılır. Çünkü çocuğun o güne kadar olan görev ve sorumlulukları değiştirmiş ve bu ona ağır gelmektedir. Yorgunluk şikayetleri ardından sinirlilik ve huysuzlukta görülür. Sindirim sisteminde düzensizlikler, iştah dalgalanmaları olur. Bunlar hem hormonlarındaki değişikliklere göre hem de iç organlardaki büyümelere bağlıdır. Halsizlik, baş ve sırt ağrıları, bitkinlik hissi görülür.

Hormonlar vücudun kimyasal dengesinde etkili olur ve pek çok davranışını doğrudan etkiler.



Genel anlamda ergende şu olumsuz öğeler görülür:



- Yalnızlık isteği

- Çalışmaya karşı isteksizlik

- Ahenksizlik

- Can sıkıntısı

- Huzursuzluk

- Toplumsal zıtlık

- Otoriteye karşı direniş

- Karşı cinse yönelmiş zıtlık

- Duygusallığın artması

- Kendisine güvensizlik

- Cinsellikle fazla uğraşma

- Aşırı çekingenlik

- Hayal dünyasına kaçma



SOSYAL DEĞİŞMELER:



Ergenin fiziki ve fizyolojik değişime uğraması sonucunda, toplum içindeki rolü de değişir. Daha önceki çocuksu davranışlar yerini uygun, yetişkin davranışlarına bırakır. Ergen kendi kişiliğine kavuşabilmek için, önce ana- baba etkisinden sıyrılmaya çalışır. Onları olaylı ve açık olarak eleştirir. Ergen bir yandan ana- baba etkisinden sıyrılmaya çalışırken, öte yandan kendilerine yeni modeller seçerler. Bunlar bir öğretmen, bir sporcu, bir şarkıcı veya siyesi bir lider olabilir. Ergen hayran olduğu bu kişilere her yönden benzemek ister. Ergen, duygularındaki oynaklık nedeniyle, bir süre sonra kendisine yeni bir model seçer ve onunla özdeşim kurar. Ergenin duygularındaki oynaklık genellikle kimlik değişimi tamamlanıncaya kadar sürer.

Bu dönemde ergenin sosyal olaylara ilgisi artar. Bir çok kimseyle kavgaya girer. Çeşitli olaylar hakkında görüş bildirmekten zevk duyar. Aynı zamanda gürültülü müzikten hoşlanır. Süse ve giyime merak sarar. Akran gruplarınla birlikte eğlencelere ve gezilere katılmaktan zevk alır. Ergenin toplumdaki rolünün değişmesi birçok problemi de beraberinde getirir. Bu problemlerin ergeni bunaltması, onda can sıkıntısı, huysuzluk, davranışlarında ve çevresine uyum da ahenksizlik, çalışırken yada oynarken çabuk yorulması sonucu çalışma isteksizliği yaratır. Gerer aile içinde, gerekse çevre de bazı kavga ve dargınlıklara hazırdır. Sosyal zıtlıklar içindedir. Bebekliğinden beri diğer insanlarla birlikte olmaya can atarken, bu dönemde arkadaşlarına küser, onlardan kopar, gruptan ayrılır ve yalnız kalmak ister. Yalnızlık isteği onu bazı faaliyetlere katılmaktan alı koyar.

Ergen olumsuz diyebileceğimiz duyguları genellikle üç şekilde yaşamayı tercih etmektedir. Birincisi yetişkin sorumluluğunu ve rolünü üstlenmeyen ergen bu zorlanmadan dolayı çok az sorumluluk gerektiren ve kendisini güven içinde hissettiği çocukluk yıllarını yaşamaya devam eder. İkinci olarak, ergen gereğinden fazla olgunlaşır. Bir çok problemi çözerken olgun bir kimsenin kimliğine bürünür. Yaşından büyük sorumluluk gösterir. Üçüncü olarak ise, ailesi yakın çevresi tarafından destek bulamayan ergen, mistik eğilimlere katılmayı tercih eder. Ergen mistik eğilimlere katılmakla, toplumdaki rolünü belirlemiş olur. Katıldığı eğilim görüş, fikir, tutum ve tavırlarını ön eleştirisiz kabul eder. Yani kendisinden nasıl olması isteniyorsa öyle olur.

Her üç durumda da kendisini yaşamaz ve bu durum yalnızlığa yol açar. Kendisini yaşamayan ergenin bir kimlik geliştirmesi mümkün değildir. Ergenin gerek çocuk kalmayı tercih etmesi, gerek olgun bir kişinin kimliğine bürünmesi, gerekse mistik eğilimlere katılmasının altında yatan sebep, problemleri ile baş edemeyen ergenin kendisini yapayalnız hissetmesi halidir. Kimlik duygusunu geliştiremeyen ergen, ben kimim sorusuna olumlu bir cevap bulamayarak, nereye yöneleceğini ve toplumdaki rolünün ne olacağını kestiremeyecek demektir.

Bu durumda kimlik duygusu geliştiremeyen ergen, arkadaş seçiminde yanılgılara düşecektir. Bunalımlı, başarısız, kişiliksiz olmasından dolayı, akran grupları dahil çevresi tarafından reddedilecektir. Çevrenin bu tutumu karşısında ergen toplumda kendisini yalnız hissetmeye başlayacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:18 pm

İLKOKUL ÇAĞI VE OKUL




Bireysel ayrılıklar yüzünden her öğrencinin her şeyi aynı sürede , aynı düzeyde öğrenemeyeceği nihayet kabul edilmiştir. Bu nedenle:
1. Öğretimde bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır.
2. Öğretime , yakın çevrenin problemleri ele alınarak başlanmalıdır.

3. Öğretim yoluyla edinilen bilgilerin değerlendirilmesi objektif ölçülerle yapılmalıdır.
4. Eğitim rehberliği, bireysel ayrılıklar söz konusu olduğuna göre programlar

bireyselleştirilmelidir.
5. Öğrenci bütün yönleri ile tanınmalıdır.
6. Öğrencilerin seviyelerine uygun düşecek programlar hazırlanarak uygulanmalıdır.
7. Okul öğrencilerine yeteneklerine göre seçebilecekleri meslek yolları göstermeli , klavuzluk yapılmalıdır.
8. Okul disiplini , uygunsuz davranışa düşecek cezanın kararlaştırılması durumundan kurtarılmalıdır. Bunun yerine bozuk davranışı araştıran bir yaklaşımı olmalı , disiplin problemi bir ceza mahkemesi uygulaması olmaktan çıkarak eğitici ve düzeltici tedbirler alma durumuna getirilmelidir.








ERGENLİK



ERGEN KİMDİR?

Ergenlik ve bu süreci kapsayan problemler yüzyıllardır varola gelmiş, bireysel ve sosyal olumsuzluklara neden olabilecek bir dönemdir. Özellikle son yıllarda gerek ailelerin ve gerekse eğitim kurumlarının gence verdiği önem, ergenin bu dönemi nasıl problemsiz atlatabileceği konusunda da araştırmaları beraberinde getirmiştir. Çünkü modern pedagoji bu dönemi de aşılamayan olumsuz duygu ve davranış kalıplarının, insanı bir yaşam boyu etkisi altında bıraktığını bilmektedir.

O halde nedir ergenlik? Ergenlik dönemi çeşitli şekillerde belirtilmektedir. Genel hatlarıyla; ergenlik çocukluktan çıkıp, yetişkinliğe geçiş arasındaki süreci içine alır. Yaş olarak ise genellikle 12-21 yaşları arasındaki dönemdir. Bu dönemde tek bir temel bölge yoktur. Çünkü vücudun fiziki- fizyoloji olarak hızlı bir gelişime girmesi sonucu, öncelikle ilgiyi birincil ve ikincil cinsiyet organları çekerken, aynı zamanda fizyolojik değişikliklerde ilgiyi çekmektedir.

Ergenliğe has temel tarz ise, yeni bir kimlik (ego- benlik) duygusu kazanmaya çalışması, aynı zamanda sosyal düzendeki yerinin ve rolünün ne olacağına ilişkin bir duygu geliştirmesidir. Bu döneme has model olabilecek kimselerle özdeşleşerek onlar gibi olmak ister. Ergen genellikle mantık yerine kendi zevklerine, görüşlerine uygun, beğendiği kimseleri model alır. Aynı zamanda, bu dönemde akran gruplarıyla da etkileşimde bulunur.



ERGENLİK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Bu dönem çok çeşitli boyutlarıyla ( fizyolojik, psikolojik, sosyal) kendini ortaya koyduğundan; ana hatlarıyla sınırlandırma yapılacak olursa;



FİZİKİ VE FİZYOLOJİK DEĞİŞMELER:



Bu dönemde fiziki büyüme hızının arttığı görülür. Bunlar 1. Derecede cinsiyet özelliklerinin kazanılması ( cinsiyet organının büyüyüp gelişmesi) 2. Derecede cinsiyet özelliklerinin kazanılması ( göğüslerin büyümesi, ses tonu ve deri dokusunun değişmesi, cinsi bölgeler, koltuk atları ve yüzde tüylenmeler), vücut organının değişmesi( kol, bacak, boyun, baş ve gövdeye göre daha hızlı büyür), yüz organlarının değişmesi ( çene ve burun çıkıntılarında artma görülür) ile boy ve kilodaki hızlı artışıdır. Organizmanın fiziki olarak gelişmesi neticesinde erkeklerde gece boşalmaları, kızlarda ise ay hali ( Regl) görülmeye başlar.

Bedensel gelişimindeki bu değişim ergenin davranışlarını da doğrudan ilgilendirir. Hızlı büyüme ve bedende ki değişmelere, yorgunluk ve huysuzluk gibi belirtilerde katılır. Hatta bu belirtiler abartılır. Çünkü çocuğun o güne kadar olan görev ve sorumlulukları değiştirmiş ve bu ona ağır gelmektedir. Yorgunluk şikayetleri ardından sinirlilik ve huysuzlukta görülür. Sindirim sisteminde düzensizlikler, iştah dalgalanmaları olur. Bunlar hem hormonlarındaki değişikliklere göre hem de iç organlardaki büyümelere bağlıdır. Halsizlik, baş ve sırt ağrıları, bitkinlik hissi görülür.

Hormonlar vücudun kimyasal dengesinde etkili olur ve pek çok davranışını doğrudan etkiler.



Genel anlamda ergende şu olumsuz öğeler görülür:



- Yalnızlık isteği

- Çalışmaya karşı isteksizlik

- Ahenksizlik

- Can sıkıntısı

- Huzursuzluk

- Toplumsal zıtlık

- Otoriteye karşı direniş

- Karşı cinse yönelmiş zıtlık

- Duygusallığın artması

- Kendisine güvensizlik

- Cinsellikle fazla uğraşma

- Aşırı çekingenlik

- Hayal dünyasına kaçma



SOSYAL DEĞİŞMELER:



Ergenin fiziki ve fizyolojik değişime uğraması sonucunda, toplum içindeki rolü de değişir. Daha önceki çocuksu davranışlar yerini uygun, yetişkin davranışlarına bırakır. Ergen kendi kişiliğine kavuşabilmek için, önce ana- baba etkisinden sıyrılmaya çalışır. Onları olaylı ve açık olarak eleştirir. Ergen bir yandan ana- baba etkisinden sıyrılmaya çalışırken, öte yandan kendilerine yeni modeller seçerler. Bunlar bir öğretmen, bir sporcu, bir şarkıcı veya siyesi bir lider olabilir. Ergen hayran olduğu bu kişilere her yönden benzemek ister. Ergen, duygularındaki oynaklık nedeniyle, bir süre sonra kendisine yeni bir model seçer ve onunla özdeşim kurar. Ergenin duygularındaki oynaklık genellikle kimlik değişimi tamamlanıncaya kadar sürer.

Bu dönemde ergenin sosyal olaylara ilgisi artar. Bir çok kimseyle kavgaya girer. Çeşitli olaylar hakkında görüş bildirmekten zevk duyar. Aynı zamanda gürültülü müzikten hoşlanır. Süse ve giyime merak sarar. Akran gruplarınla birlikte eğlencelere ve gezilere katılmaktan zevk alır. Ergenin toplumdaki rolünün değişmesi birçok problemi de beraberinde getirir. Bu problemlerin ergeni bunaltması, onda can sıkıntısı, huysuzluk, davranışlarında ve çevresine uyum da ahenksizlik, çalışırken yada oynarken çabuk yorulması sonucu çalışma isteksizliği yaratır. Gerer aile içinde, gerekse çevre de bazı kavga ve dargınlıklara hazırdır. Sosyal zıtlıklar içindedir. Bebekliğinden beri diğer insanlarla birlikte olmaya can atarken, bu dönemde arkadaşlarına küser, onlardan kopar, gruptan ayrılır ve yalnız kalmak ister. Yalnızlık isteği onu bazı faaliyetlere katılmaktan alı koyar.

Ergen olumsuz diyebileceğimiz duyguları genellikle üç şekilde yaşamayı tercih etmektedir. Birincisi yetişkin sorumluluğunu ve rolünü üstlenmeyen ergen bu zorlanmadan dolayı çok az sorumluluk gerektiren ve kendisini güven içinde hissettiği çocukluk yıllarını yaşamaya devam eder. İkinci olarak, ergen gereğinden fazla olgunlaşır. Bir çok problemi çözerken olgun bir kimsenin kimliğine bürünür. Yaşından büyük sorumluluk gösterir. Üçüncü olarak ise, ailesi yakın çevresi tarafından destek bulamayan ergen, mistik eğilimlere katılmayı tercih eder. Ergen mistik eğilimlere katılmakla, toplumdaki rolünü belirlemiş olur. Katıldığı eğilim görüş, fikir, tutum ve tavırlarını ön eleştirisiz kabul eder. Yani kendisinden nasıl olması isteniyorsa öyle olur.

Her üç durumda da kendisini yaşamaz ve bu durum yalnızlığa yol açar. Kendisini yaşamayan ergenin bir kimlik geliştirmesi mümkün değildir. Ergenin gerek çocuk kalmayı tercih etmesi, gerek olgun bir kişinin kimliğine bürünmesi, gerekse mistik eğilimlere katılmasının altında yatan sebep, problemleri ile baş edemeyen ergenin kendisini yapayalnız hissetmesi halidir. Kimlik duygusunu geliştiremeyen ergen, ben kimim sorusuna olumlu bir cevap bulamayarak, nereye yöneleceğini ve toplumdaki rolünün ne olacağını kestiremeyecek demektir.

Bu durumda kimlik duygusu geliştiremeyen ergen, arkadaş seçiminde yanılgılara düşecektir. Bunalımlı, başarısız, kişiliksiz olmasından dolayı, akran grupları dahil çevresi tarafından reddedilecektir. Çevrenin bu tutumu karşısında ergen toplumda kendisini yalnız hissetmeye başlayacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:19 pm

ERGENLİK DÖNEMİNDE PSİKOLOJİK PROBLEMLER



Sigara – İçki Ve Madde Bağımlılığı

Arkadaş Grupları Ve Çetelere Yönelme

Cinsellik

Fanatizm

İnternet Tutkusu

İntiharlar



ERGENLİK DÖNEMİNDE SİGARA – İÇKİ VE MADDE BAĞIMLILIĞI

Ergenlik döneminin duyularda ve davranışlarda eş güdünün olmadığı bir dönem olduğu önceki başlıklarda ele alınmıştı. O halde ergen kaygı yaratan bu olumsuzluklar ve çelişkiler içinde nasıl bir kaçış yolu izleyecektir? Sağlıklı ve güvenli kişilik yapısına sahip birey, bu kaygı sürecini hem kendi hem de toplum lehine çevirebilir. Herhangi bir enstrüman çalmaya yönelme, çeşitli sanatsal ve kültürel aktiviteler yada spor faaliyetleri gibi... Ama ne yazık ki gençliğin bir kısmı sigara, alkol yada uyuşturucu madde bağımlılığı ile bu kaygı sürecini aşmaya çalışıyor. Peki neden bu yollar izleniyor ve her geçen gün bu zehirler gençler arasında yaygınlaşıyor.

Bunu maddeler halinde sıralayacak olursak;

1. Kendini gösterme, büyüdüğünü kanıtlama çabası. Ergen özellikle büyüdüğünü kanıtlamak için ilk basamak olan sigara ile işe başlar. Elinde sigara ile (özellikle yetişkinlere) meydan okur. Aslında ilk etapta içtiği sigara kendisi için de rahatsız edici ve zevk vermeyen bir maddedir. Ama ergen kendini ortaya koymak için bunu yapar. Bu da yaşamın sonuna kadar sürecek kötü bir alışkanlık kazanmasına, bedenine ve etrafındakilere zarar vermesine neden olur.

2. Arkadaş grubuna dahil olma, dışlanmama ve kendini yalnız hissetmemek için o grubun kurallarına uymaya çalışır. Genelde de sigara – içki – uyuşturucu madde kullanımı yaygın olan bu tarz sağlıksız gruplar; içine aldıkları üyeleri de bu kurallara uyması için baskı altında tutarlar. Ergen zaten acizlik duyguları içinde ait olmak, ait olduğu gruptan dışlanmamak için bu kötü alışkanlıklarla tanışır. Zaten zamanla bu bağımlılık yapıcı maddelerin esiri olur ömrünü ya hastane ya hapishanede, ıslahevinde heba eder yada intihar ederek hayatına son verir.

3. Ergen, bu maddelerin gençlik bunalımlarını aşmaya yardım edeceğini düşünür. Düzensiz fikirler, içsel ve toplumsal çatışmalar, ailevi sorunlar, cinsel kimlik arayışı gibi nedenler ergeni bunalıma sürükler. Kendisinin anlaşılmadığını düşünen ergen, bu çaresizliğini içki veya uyuşturucu madde ile gidermeye çalışır. Oysa zamanla yalnızlık ve çaresizliği artar, toplumdan dışlanır. Yani düşündüğü gibi, bu maddeler yalnızlığı ve çaresizliğe ilaç olmak yerine; onu iyice aciz ve yalnız kılar.

4. Merak. Bir kısım gençte bu tarz bağımlılık yapan maddeleri sadece merak ettiğinden deneme ihtiyacı duyarlar. Onları “Bir kereden bir şey olmaz” zihniyeti bağımlılığa iter. Sonuçta pek çoğu da bu bağımlılıktan geri dönemez.

Sigara – içki yada uyuşturucu madde bağımlılığı ergenin gücü , büyüdüğünün göstergesi olmaktan ziyade onun yalnızlıkla acizliğinin kanıtıdır. Bu nedenle yetişkinler, ana – babalar – öğretmenler böyle bir durumda kızıp sinirlenmek çocuğu cezalandırmak yerine; ona yardım edebileceği yöntemler aramalıdır.

a) Öncelikli ve önemli husus inandırıcılıktır. Özellikle ebeveynlerini ve öğretmenlerini model alacak olan ergen onlar gibi davranmaya ve yaşamaya çalışacağından, zararlı madde bağımlısı böyle bir yetişkinin vereceği öğütlerin, gencin gözünde hiçbir önemi yoktur.(elinde sigara ve içki kadehiyle bunların zararlarını anlatan bir yetişkinin sözleri gence ne derece inandırıcı gelebilir)

b) Çocuklarınızı – öğrencilerinizi önemseyin. Sizler onlara ne kadar güvenir, ne kadar gurur duyduğunuzu hissettirir, ona zaman ayırıp problemleriyle ilgilenirseniz; onlarda kendilerini o kadar değerli hissederler. Dolayısıyla problemlerinden kaçmak için zararlı madde bağımlılığına yönelmezler.
c) Çocuklarınızın hayatına gereksiz müdahale etmeyin. Ama yaşam şekillerini, arkadaş çevrelerini ortamlarını ve harçlıklarını nereye harcadıklarını; onlara hissettirmeden araştırır. Böylece hatalı bir adım atmalarını engellemek daha kolay olur.

d) Bu tür madde bağımlılığı batağına sürüklenen gencin ihtiyacı olan en son şey ebeveynlerinin yada öğretmenlerinin baskıları, sözlü yada fiziksel şiddet kullanmalarıdır. Bu nedenle ana – baba ve öğretmenler, gence yardım etmeye çalışmalı, onu dinlemeli ve çözüm için birlikte kararlar almalıdır.

ERGENLİK DÖNEMİNDE ARKADAŞ GRUPLARI VE ÇETELERE YÖNELME

Gençlik kültürünün ilk geçiş özelliğini gruplaşmalar oluşturur (smith).Bunlar enformal ya da ergen gruplarıdır. Genelde bu gruplar, aynı toplumsal düzeyde yer alan aynı cinsten kişiler oluştururlar. Gruplaşmalar ya da klikler ergenlik dönemindeki ergenler arasında biçimlenir. Toplumsal statülerinde bir gelişme olmasını isteyen ergenler, bir sınıf üstte olan bir grubun üyesi olurlar.

Ergenliğin başlamasıyla birlikte daha önce aile tarafından karşılanan işlevlerden bir çoğunu akran grubu üstlenir. Bu gittikçe artan bir biçimde aileden bağısızlaşmanın ilerlemesi için önemlidir. Akran grubu ergen için çocuklukta yetişkinliğe, bağımlılıktan gittikçe -artan bağımsızlığa; aile denetiminden, gittikçe artmakta olan kendini denetime hızla geçiş döneminde tutulacak bir dal olmaktadır. Bu geçiş doğası itibarıyla tedricidir ve grup içindeki akranlarla özellikle liderle yapılan özdeşimle geçiş kolaylaşır.

Ergenliğin ilk yıllarında, özdeşimler genellikle aynı cinsten olan üyelerle kurulur. Ergenliğin ortalarına doğru ise karşı cinsten gruplara doğru bir eğilim ortaya çıkar. Bu eğilim arttıkça ergenler için daha önem kazanmaya başlar ve ergenliğin sonların da her iki cinsten akranlarla sürekliliği olan ilişkiler kurulmaya başlanır.

Gruplaşmalar anlaşılacağı üzere erinlik-ergenlik döneminde önüne geçilmez bir oluşum sürecidir. Bu süreç kimi zaman gencin kendini bulması, özdenetiminin sağlanması ve sosyalleşmesi açısından gereklidir ve sağlıklı sonuçlar doğurur. Ama kimi zamanda denetimden uzak problem kaynağı gruplaşmalar oluşur ki, bu gencin geleceğini bile tehlikeye sokabilecek bir tehdittir.

Çeteleşme ya da çete grupları diye adlandırılan oluşumlara gelince; çete, dışarıdan herhangi bir yardım görmeyen ve sosyal bir hedefi olmayan, kendiliğinden oluşan yöresel bir gruptur. Ortak ilgilere sahip çocukların oluşturdukları gruplaşmadır.

Anne babaların, öğretmenlerin ya da gençlik liderlerinin her hangi bir desteği olmadan ergenler tarafından kurulmuştur. Çete, otorite nedeniyle yetişkinlere düşman olmayabilir. Bununla birlikte çeteler ne yetişkin onayına ihtiyaç duyar, ne de dışardan bir kontrole tabi olmak ister. Onlar kendi otoritelerini kendileri sağlarlar.

Özellikle Avrupa’da amaçsız, çocukça suç işleyen çeteler toplumsal bir sorun oluşturmaktadır. Ülkemizde de özellikle son yıllarda bu tarz çeteleşmelerin olumsuz sonuçlarını yaşamaya başladık. Özellikle orta okul ve lise düzeyinde oluşun bu çetelerin üyeleri, henüz yerleşmeyen kişilikleri – yetersiz özgüvenleri ve kendilerini değersiz hissetmelerini (grubunda verdiği rahatlıkla) şiddet ve kavga yoluyla bastırmaya çalışırlar. En basit ifadeleri ile ; kız meselesi , maç meselesi, senin- benim mahallem ya da grubum gibi sudan bahanelerle ; taşlı sopalı hatta bıçaklı kavgalara girmekte, yaralanmakta hatta ölüme gitmekteler. Bu gençlerin dışardan çok güçlü, hiçbir şeyden korkmayan bir görüntü ya da daha doğru bir ifadeyle imajları vardır. Oysa psikolojik yapıları incelendiğinde, kendine “dayı” maskesi takan bu gençlerin, aslında zayıf kişiliğe sahip, öz güvenden yoksun çelişkilerle dolu tutarsız bireyler olduğu görülür. Bu aciz yönlerini gizlemek için kabadayılığa baş vurduğu saklanamaz bir gerçektir.

Toplumsal uyumu zedeleyici ve gençlerin hem yaşamını hem geleceğini tehdit eden bu oluşumların önüne geçmekte ana-baba ve eğitimcilere düşmektedir. Özellikle okullarda, bu grupları dışlayıp cezalandırmak çözüm değil tam aksine çözümsüzlüktür. Bu gençleri anlamak, onları kabullenmek problemi çözmenin yarısıdır. Ailelerin çocuklarıyla yeterli ve gerekli iletişim kurmaları ve kendilerini ortaya koymaları için zemin hazırlamaları gençlerin böylesi gruplaşmalara yönelmelerine de engel olacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:19 pm

ERGENLİK DÖNEMİNDE CİNSELLİK

Ergen cinselliği, ergenlikten olgunluğa kadar süren dönemdeki insan cinsel yaşamının bir görünümü olarak tanımlanabilir. Bu görünüm içinde;

1. Cinsel organların, cinsel etkinliğe hazırlığı

2. Bedenin değişik bölümlerinin cinsel uyarımı

3. Cinsel uyarma ve orgazm

4. Çoğalma

Gibi olgulardan birini ya da bunların herhangi bir birleşimini amaçlayan davranış, düşlem, duygu ve tutumlardır. Pratik açıdan, olağan ergen cinselliği yaklaşık olarak 12-21 takvim yaşları arasındaki insan cinsel yaşamının koşullarını konu alır. Söz konusu dönem 12-17 yaşları arası ön ergenlik ve 17-21 yaşları arası son ergenlik olmak üzere ikiye ayrılır.

Ergenlik döneminde gencin hem fiziksel hem de duygusal açıdan değiştiğini-geliştiğini biliyoruz. Sağlıklı olan bir genç bu dönemde cinsel açıdan da gelişir. Ve bir takım ilkler yaşar. Bu cinsel deneyimler – gelişmeler kızlarda ve erkeklerde ciddi bir farklılık göstermez. ( Bu fark fizyolojik olmaktan ziyade toplumsal baskılar sonucudur). Genellikle karşı cinse duyulan ilgi- istek ve mastürbasyon temeline dayalı olan ergen cinselliği, aslında hassas bir geçiş dönemidir. Özellikle ebeveynler unutulmamalıdır ki, bu her gencin yaşaması gereken fizyolojik bir süreçtir. Bu dönemde ergen yada onun bu tür aktivasyonlarını engellemek, aşağılamak yada en sık yapılan şekilde suçlamak, gençte tamiri zor izler bırakabilir. Kendini suçlu ve hata yapan biri gözüyle gören genç ya cinsel aktivasyonunu tamamen bilinç altına iter ve hiçbir ihtiyacı yokmuş gibi davranır ( ki bu gençteki cinsel hayatını son derece olumsuz etkiler) veya sapkın davranışlarıyla adeta kendini suçlayanlardan intikam alır. ( eşcinsellik, hayvanlarla cinsel ilişki, sürekli mastürbasyon vs gibi. Ama bunların da çoğunluğunun geçici olduğu unutulmamalıdır)

Bu durumu en sağlıklı çözüme ulaştıracak kişiler yine ebeveynlerdir. Anne kız çocuğa baba ise erkek çocuğa sağlıklı bir model olmalı, onları bu dönemde yalnız bırakmamalı, destek çıkmalıdır. Cinselliğin doğal bir süreç olduğunu gencin bundan dolayı korkup, kendini suçlamaması gerektiği ergene anlatımladır. Onun kaygıları azaltmaya çalışılmalı ve sağlıklı cinsel bilgiler verilmelidir.

Ergenin cinsel davranışları ile ilgili daha doğrusu bu davranışlara yönlendiren bir takım dış etkenler vardır.

1. Kültür: Kültür gence cinselliği yaşama sınırlarını çizer. Nereye kadar kabullenir olacağını, nereden sonra aşılanacağını belirler.

2. Din: Dinin yasak koyucu kuralları cinselliğin sınırlarını belirleyici niteliktedir.

3. Çevre

4. Ailenin sosyo – ekonomik düzeyi

ERGENLİK DÖNEMİ VE FANATİZM

Fanatiklik ergenlik sürecinin bir başka boyutudur. Genç savunduğu şeyler uğruna gerekirse canını verir. Farklı görüşe, fikre tahammülü yoktur. Aslında bunun altında yatan neden öfkedir. O nedenle ergen ve öfke konusuna açıklık getirmekte fayda vardır.

Çocukların ve gençlerin fiziki yada özgürlük gibi psikolojik davranışlarının engellenmesi öfkeyi artırır. Engellenme fazla olduğu için gecekondu bölgelerinde öfke fanatizme daha çabuk dönüşür. Öfkenin ifade biçimi yaş, cinsiyet ve kişilik farklılıklarına göre değişir. Ağlama, gülme, kendine zarar verme ( başını duvara vurma), inatçılık, konuşmama, surat asma, alaya alma, acısını başkasından çıkarma, uyuşturucu ve keyif verici maddelere yönelme bunlar arasında sayılabilir.

Öfkeyi artıran nedenler arasında sosyo- ekonomik ve sosyo- kültürel nedenler, hatalı disiplin uygulamaları (farklı muamele), organik nedenler(guatr, sara, psikopatik sapma, beyin urları, iç salgı bezi düzensizlikleri, kuduz vs), öfkeyi içine atma ve iklim koşulları gibi nedenler sayılabilir.

Sonuç itibarıyla öfkenin yol açtığı fatanizm hem genç hem de mensup olduğu toplum açısından sağlıksız ve uyumsuz davranış örüntüsüdür. Gencin enerjisinin iyi bir yöne kanalize edilmesi sonucu olumlu yönde geliştirilebilir.( spor, sanat aktiviteleri gibi)

İNTERNET TUTKUSU

İnternet; globalleşen, bilgi çağının her geçen gün daha fazla içine giren dünyanın artık vazgeçilmezlerinden birisi, gelişmiş Avrupa ülkelerinde artık evlerde – işyerlerinde – okullarda – her tür kurum kuruluşlarda – kafeteryalarda vs. bilgisayar donanımı mevcut. Bu insanların, kopmaz yaşam biçimi durumunda. Hatta bu ihtiyaç o kadar yoğun hissediliyor ki, laptop adı verilen, diz üstü, kullanımı daha pratik bilgisayar hayatın her alanında devreye giriyor. (otobüste – uçakta - yolculu yaparken, parkta dinlenirken vs.).Ülkemizi özellikle bilimsel açıdan gelişmekte olan bu ülkeler kategorisine koyacak olursak, konunun önemi daha anlaşılacaktır. Bilgisayar ve onun getireceği kolaylıklar artık bizlerinde yaşamının bir parçası olma yolunda.

Son dönemlerde bilgisayar teknolojisinin gençler arasında en çok yaygınlaşan boyutu İnternet tutkusu oldu. Bu ilginin nedenlerini şöylece sıralamak mümkün:

1. Bilgi çağının vazgeçilmezi olan bilgisayarların genç kuşak arasında ilgi ile merak uyandırması.

2. Bilgisayar ve onun sağladığı imkanlar (İnternet , sanal alemler vs) ve kolaylıkların, gençlerin önüne yepyeni bir dünya açmış olması,

3. İnternet sayesinde gençlerin yeni ufuklara yelken açması, yeni arkadaşlıklar edinmesi, pek çok yeniliği ilk kez keşfetmesi, sayılabilir.

Ne yazık ki ülkemiz gençleri üzerinde yapılan araştırmalarda, bilgisayar kullanımının daha ziyade İnternet girişimlerinin temel nedeni kolay ve hızlı bilgiye ulaşmak, ya da bilimsel araştırmalar değil de, İnternet arkadaş edinme ve diyalog kurma, sanal alemleri dolaşma ( özellikle cinsellik yönü ağır basan siteler) olarak ortaya çıktığı saptandı. Bu amacın sadece küçük bir bölümü olan – İnternet sitelerinin bağladığı bir olumsuzluk değil tabii. En az kullanıcı da bu sorumluluğun farkında olmalıdır. Peki bu tarzda kullanılan İnternet bağımlılığının yol açacağı sorunlar neler olabilir? Bunları şöyle sıralamak mümkün;

1. En önemli unsur, İnternet’i sadece birkaç siteye girmek yada arkadaş edinip sohbet olarak algılama alışkanlığı devam ettikçe, bilgisayar kullanımının asıl amacına gençler arasında ulaşamamasıdır. Bu da bilgi çağının hızla ilerlediği dünyada ve ülkemizde, gençlerin bilimsel – kültürel alanda geri kalması, çağı yakalayamaması anlamına gelir.

2. Az da olsa birkaç örneğinin yaşandığı gibi, edinilen arkadaşlarla uzun süren yazışmalar – tanışmaların ardından ortaya çıkan uyumsuzlukların şiddetle son bulması.

3. Özellikle sağlıksız ve gençlerin cinsel – psikolojik yaşamlarında travmalara yol açabilecek şekilde hazırlanan yayınların, gençler tarafından takip edilmesi.

Son olarak bilgisayarın ve yan unsurlarının gençlerin yaşamında olumlu bir dayanak olmasını sağlamak için neler yapılacağına göz atmakta fayda vardır.

1. Özellikle sosyo – ekonomik düzeyi uygun olan ailelerin evlerinde muhakkak bilgisayar bulundurmaları, bunu kullanmaları, gençlere de örnek olmaları son derece önemlidir.

2. bilgisayar kullanımı öğretmen kursların vs. genç tarafından takip edilmesi de kullanımı amaca uygun kılar.

3. İnternet yayını yapan kafeteryaların denetiminin amacına uygun olarak yapılması

( zaten bunların çoğu yasalar ölçüsünde yayın yapmaktadır)

ERGENLİK DÖNEMİ VE İNTİHARLAR

İntiharın ( özge kıyım) tanımını yapmak güçtür. Durkheim’e göre intihar

“ bir insanın doğuracağı sonucu bilerek olumlu yada olumsuz bir eyleme doğrudan doğruya, yada araçlı olarak kendini ölüme sürüklemesidir.” Birçok intihar, kaza biçiminde gerçek intihar vakalarını yansıtmamaktadır.

Yaşamın sürdürülmesi ve haz elde edilmesi temel amaç olduğuna göre intiharlar bir tür yabancılaşmadır. İntihar olaylarındaki veriler incelendiğinde toplumsal ve dinsel bağları güçlü olanlar, zayıf olanlara göre, evlilerde bekarlara göre, çocuklularda çocuksuzlara göre intihar oranı daha azdır. Ayrıca yine kırsal alanda kentlere oranla daha az, erkeklerde kadınlara oranla fazla intihar vakası saptanmıştır.

İntiharın tanım ve kapsamı kısaca belirtildikten sonra, ergenlik döneminde görülen intiharlar üstünde durmakta fayda vardır. Çünkü ergenliğin bir çelişki ve tutarsızlıklar dönemi olduğu, gencin saldırgan, umutsuz, isyankar, tavırlarla hareket ettiğini belirtmiştik. Bir noktada saldırganlığın insanın kendisine yönelmesi anlamını taşıyan intihara, ergenin yakın olması kaçınılmazdır. Şimdi ergenlik döneminde ortaya çıkan intiharların sebeplerini sıralayalım;

1. Ailevi Nedenler:

Aile bireylerinin yeterince model oluşturamaması, genci anlamak yerine ona karşı baskıcı ve cezalandırıcı yada sevgiyi esirgeyici ve kavgaların çocuğa yansıtılması yada doğrudan çocuğun hedef alınması, ailenin aşırı ilgisi veya ilgisizliği, aile bireyleri arasındaki iletişim kopukluğu gibi nedenler sayılabilir.

2. Okuldan kaynaklanan nedenler:

Öğretmen ( yada okul idaresi) ile öğrenci arasında sonu şiddet kullanmaya kadar varan problemler, iletişim kopukluğu, eğitimcilerin özellikle ergenlik dönemi gençlerin hassasiyetlerine özen göstermemesi ve ya bu hassasiyetlerden haberdar olmaması. Okul rehberlik servislerine gereken önemin verilmemesi ve yaygınlaştırılamayışı, okul aile iletişiminde güçlükler kopukluklar olması. Okulun başarıyı öğrenciden üstün önemli görüp başarısızlığı öğrenciye mal etmesi.

3. Çevresel nedenler:

Kitle iletişim araçlarının zaman zaman intiharı özendirici yayınlar yapması, çocuğun çevresindeki yetişkinlerin tutarsız davranışları, gencin sosyo – ekonomik ve kültürel yoksunluklar içinde olması.

İntihara karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Aile çocuklarının içinde bulundukları gelişim döneminin özelliklerini iyi tanımalı, ona bu hassasiyetle yaklaşmalı, dinlemeli ve anlamaya çalışmalıdır.

2. Okul ve öğretmen ders başarısının her şey demek olmadığını, gencin kendisi olarak değerli olduğunu ona hissettirmeli, genci anlamaya ve doğru yönlendirmeye çalışmalıdır.



Sonuç Olarak;



Yetenekler ancak , uygun ortamda ve sevgiyle gelişirler. Çocuğun - ergenin ruhsal dengesinin yerinde olup olmadığı da başarısızlığında bir neden olarak ele alınmalıdır. Aile içindeki geçimsizlikler , yoksulluk , ağır hastalıklar, ayrılıklar , çocuğun içine dönük , sıkılgan olması, içinde bulunduğu gelişimsel dönem gibi durumlar da öğrenmeyi etkiler. Bu durumdaki çocuklar yetenekleri ölçüsünde başarı gösteremezler.



Ve biz eğitimciler; “özgür, kendisini ifade edebilen, kendini tanıyan, sorumluluk sahibi olan, görev bilinci gelişmiş, özgüveni yüksek, özsaygılı bireyler yetiştirmenin birincil görevimiz olduğunu hatırlayarak çalışmaya devam etmeliyiz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:19 pm

ÖĞRENME VE ALGI KANALLARI
DUYUSAL FARKINDALIK GELİŞTİRMEK


ÖĞRENME NEDİR?

Öğrenme, davranışlarımızda ve zihnimizde meydana gelen sürekli değişikliklerdir. İnsanın öğrenme düzeyi ve öğrenme hızı çeşitli sebeplerden etkilenmektedir.

HER İNSANIN ÖĞRENME ÖZELLİKLERİ, PARMAK İZİ KADAR KENDİNE ÖZGÜDÜR.




NASIL ÖĞRENİRİZ ?

Kişinin öncelikle nasıl öğrendiğini keşfetmesi gerekir. Çünkü bu, daha iyi öğrenmenin ilk basamağıdır.

Bilgiler, algı kanalları yoluyla bellekte işlenirken başvurulan algı kanallarına göre üç çeşit öğrenme biçimi vardır:

Görsel, İşitsel ve Dokunsal Öğrenme

Görsel öğrenenler: Dünyayı görüntülerle algılar, çok fazla gözlem yapar, ayrıntılara dikkat eder, hızlı konuşurlar; dinlerken kağıt üzerine bir şeyler karalamaktan, okumaktan, yazmaktan ve plan yapmaktan hoşlanırlar.

İşitsel öğrenenler: Dünyayı söz ve seslerle algılar, konuşmaları zihinlerinde ve bazen de yüksek sesle tekrarlar ve sistematik konuşurlar.

Dokunsal öğrenenler: Dünyayı duyularıyla algılar, insanların duygularına çok önem verirler. Konuşurken insanlara veya nesnelere dokunmaktan hoşlanırlar.

Kişiler yukarıda sayılan öğrenme biçimlerinin hepsinden bazı özellikler taşıyor olabilirler. Ancak daha dikkatli gözlemlendiğinde, bunlardan birinin daha baskın olduğu fark edilebilir.

Eğer görsel öğrenen biriyseniz; düzenli, kalabalık olmayan bir mekanda ders çalışmak, dersi dinlerken not almak, konuyu mümkün olduğunca görsel malzemeyle (grafik, harita, şekil, vb.) destekleyerek çalışmak başarınızı artıracaktır.

Eğer işitsel öğrenen biriyseniz;sessiz bir çalışma ortamını tercih etmek, üzerinde çalışılan konuyu yüksek sesle okumak hatta mümkünse arkadaşlarla beraber çalışmak yararlı olacaktır.

Eğer dokunsal öğrenen biriyseniz;anlatılanları kendi ifadelerinize dönüştürerek kısa notlar almak, öğrenilen konuyu önceki bilgilerinizle ilişkilendirmek, konunun yaşamla ilişkisini kurmak verimi arttıracaktır.

Görsel Öğreniciler

Detaylı notlar alırlar.

Önde oturmayı tercih ederler.

Düzenlidirler.

Bir şeyler canlandırırken ya da hatırlamaya çalışırken genellikle gözlerini kapatırlar.

Sıkıldıklarında seyredecek bir şeyler bulurlar.

Görerek öğrenmeyi severler.

Renkli tablolardan ya da şekillerden hoşlanırlar.

İmaj yönünden zengin yazılı ve konuşma dilinden etkilenirler.

İşitsel ve kinestetik rahatsız edicilerden arındırılmış uyaranları tercih ederler.

Pasif bir çevreyi ideal bulurlar.

Okumaya düşkündürler.

Yüzleri iyi hatırlarlar.

Liste ve program yapmayı severler.

Görsel Öğrenicilerin Zayıf Yanları

Duyduklarını uzun süre bellekte tutamazlar.

Ders anlatılırken not alamazlarsa huzursuz olurlar.

Yazılı olmayan bilgiyi algılamayabilirler.

Derslerin laboratuarda işlenmesinden huzursuz olabilirler.

Karmaşık ve karışık ortamlarda huzursuz olabilirler.

İsimleri hatırlamakta zorlanırlar.

Görsel materyallere dayanmayan uzun anlatımlara tahammül edemezler.

Dağınıklığa düzensizliğe tahammülsüzdürler.

Plansızlığa, programsızlığa tahammül edemeyebilrler.

İşitsel Öğreniciler

Konuşulanları duyabilecek bir yere otururlar ve önde ne olup bittiğine dikkat etmezler.

Renk uyumunu pek iyi beceremezler ancak ne giydiklerini ve niçin giydiklerini açıklayabilirler.

Sıkıldıkları anlarda kendi kendilerine ve başkaları ile mırıldanırlar ve konuşurlar.

Sesli okuyarak birşeyler öğrenebilirler.

Haritaları, şekilleri ve grafikleri sözel ifadelere dönüştürerek anlarlar.

Yazarken konuşurlar.

İşittiklerini kolayca hatırlarlar.

Müzik hatırlamalarını kolaylaştırır.

İsimleri hatırlayabilirler.

İşitsel Öğrenicilerin Zayıf Yanları

Gürültüden rahatsız olurlar.



Gürültülü ortamlarda konsantre olamazlar.

Resimler ve resimli anlatımlar onları rahatsız edebilir.

Dersin farklı ses tonları ile anlatılması hoşlarına gitmez.

Okumaktansa dinlemeyi tercih ederler.

Yüzleri hatırlamakta zorluk çekerler.

Kinestetik Öğreniciler

Aktiftirler ve sık sık ara verirler.

Konuşurken jest ve mimik kullanırlar.

Yapılanları hatırlarlar ancak görülenleri ve söylenenleri hatırlamakta güçlük çekerler.

Sıkıldıkları anlarda hareket etmek için gerekli nedenleri bulurlar.

Kesme, yapıştırma, inşa etme ve sanat içerikli etkinlikler algılamalarına ve öğrenmelerine yardımcı olur.

Alan gezilerinden ve değişik materyaller kullanmayı içeren derslerden hoşlanırlar.

Kolaylıkla kalkarak hareket edebilecekleri kapının kenarı gibi yerlere otururlar.

Hareket etme olanağı olmayan derslerden rahatsız olurlar.

Dokunarak iletişim kurarlar, enseye hafifçe dokunma gibi fiziksel olarak ifade edilen cesaretlendirmelerden hoşlanırlar.

Kinestetik Öğrenicilerin Zayıf Yanları

Okumayı sevmezler.

Bulundukları ortamın durumuna önem vermeden hareket ederler.

Vücutları ile karşılık verirler.

Kendi stilinde sunulmazsa sunulan bilgileri algılamakta yavaş kalabilirler.

Farkında olmadan insanlara dokunmaya yatkındırlar.

Öğrenme sürecinde ne kadar çok duyu işin içine katılırsa, öğrenme ve hatırlama o oranda artacaktır.



Öğrenme sürecinde ne yaparsak öğrencilerimizin birden fazla duyusunu harekete geçirebiliriz? Duyusal farkındalığı nasıl geliştirebiliriz?

Eğitim bilimciler bu sorunun cevabı olarak yeni bir öğretim sistemini öne sürmüşlerdir. Bu yeni öğretim sisteminin adı ise; AKTİF ÖĞRETİM dir



Öğrenme, öğrencilerin fikri katılımını ve uygulamasını gerektir Kendi başına açıklama ve gösterim, uzun süreli öğrenmeyi sağlamaz. Aktif öğrenme bunu sağlayacaktır



Öğrenmeyi aktif yapan nedir?



Öğrenme etkin olduğunda, işin çoğunu öğrenciler yapar.Beyinlerini kullanırlar, fikirleri düşünürler, problemleri çözerler ve ne öğrendilerse uygularlar. Aktif öğrenme hızlıdır,

eğlencelidir,destekleyicidir.Öğrenci sıklıkla sırasından uzakta, hareketli ve yüksek sesle düşünür.



Öğrenme neden Aktif olmalıdır?



Bir şeyi iyi öğrenmek için, onu duymak, görmek, onunla ilgili sorular sormak, başkaları ile görüş alış verişinde bulunmak gerekir. Biliyoruz ki,öğrenciler en iyi, yaparak öğrenirler. O halde sınıfınızı canlandırarak, Öğrencilerinizi neşelendirerek ve ferahlatarak Öğrenmeyi aktif duruma getirmeniz gerekmektedir.

Bu amaçla ilk olarak öğrenmenin nasıl gerçekleştiğinin anlaşılması gerekir



NASIL ÖĞRENİYORUZ?



Yaklaşık 2400 yıl önce Konfiçyus’un ;

Ne duyduysam, unuttum. Ne görürsem, hatırlarım. Ne yaparsam, anlarım.



Söylemini aktif öğrenmeye uyarlayacak olursak;



Ne duyduysam unuttum.

Ne duyar ve görürsem,biraz hatırlarım.

Ne duyar, görür ve onunla ilgili soru sorar veya birisi ile tartışırsam, anlamaya başlarım.

Ne duyar, görür, tartışır ve yaparsam, bilgi ve beceri kazanırım.

Başkasına ne öğretirsem, iyice öğrenirim. Diyebiliriz



Anlattığınız dersin unutulmasının en önemli nedeni,

Öğretmenin konuşma hızı ile öğrencilerin dinleme hızı arasındaki farklılıktır. Çoğu öğretmen dk‘da yaklaşık 100-200 kelime kullanarak konuşmaktadır.Öğrenciler, bütün dikkatleri ile dk.’da 50 veya 100 kelime dinleyebilmektedir.Öğrenciler dinlerken daha çok düşünmektedirler.Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, Öğrenciler ilk on dk’da dikkatlerini %70 oranında toplayabildikleri halde bu oran son on dk’da %20’ye düşmektedir.



Sonuç olarak

Anlatılan konu ne kadar ilgi çekici olursa olsun,Öğrenciler ne kadar dikkatli dinlerlerse dinlesinler ve Öğretmen bilgiyi ne kadar sıralı ve yavaş anlatırsa anlatsın Dinleyerek öğrenme sınırlı kalmaktadır.
Aktif Öğrenmenin Gerçekleşemediği Anlatım Yönteminin Sürekli Olarak Kullanılmasının Ortaya Çıkardığı Sorunlar.



• Öğrencilerin dikkati her geçen dakika azalmaktadır.

• Sadece dinleyerek öğrenen öğrencilere hitap etmektedir.

• Ezbere öğrenmeyi desteklemektedir.

• Bütün öğrencilerin aynı bilgiye ihtiyaç duyduğu ve hepsinin aynı hızda öğrendiği varsayımına dayanmaktadır.

• Öğrencilerin hoşuna gitmemektedir.



Anlatıma görsel unsurların eklenmesi, akılda kalıcılığı %14’ten %38’e yükseltmektedir.Resim kullanılarak yapılan anlatım sadece kelimeler kullanılarak yapılan anlatımdan üç kat daha fazla etkilidir. Hem görsel,hem işitsel unsurlar birlikte kullanılırsa daha çok öğrencinin öğrenmesine yardımcı olunacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:19 pm

BEYİN NASIL ÇALIŞIR?



Beynimiz aşağıdaki soruları sorarak gelen bilgiyi sorgular.

• Bu bilgiyi daha önce duydun mu? Veya gördün mü?

• Bu bilgi nereye uyar? Bununla ne yapabilirim?

• Bu bilginin dün, geçen ay veya yıl duyduğum düşünce ile aynı olduğunu farz edebilir miyim?

Beyin sadece bilgiyi almaz onu işler. Bir bakıma bilgisayar gibi çalışır. Bilgisayarın girilen verileri daha sonra kullanabilmesi için onları saklaması yani kaydetmesi gerekir. Beynimizin hafızaya kaydetmesi için yeni bilgiyi test etmesi, özetlemesi veya başkalarına açıklaması gerekir.Öğrenme pasif olduğunda beynimiz yeni bilgiyi kaydedemez.



Eğer öğrenciler aşağıda belirtilenleri yaparlarsa daha iyi öğrenirler.



1- Bilgiyi kendi kelimeleriyle yeniden ifadelendirmek.

2- Örneklendirmek

3- Çeşitli biçimlerinin ve durumlarının neler olduğunu ayırt etmek.

4- Bilgi ile diğer faktörler ve fikirler arasında bağlantı kurmak.

5-Bilgiyi çeşitli biçimlerde kullanmak.

6- Bazı sonuçlarını önceden görmek.

7- Bilginin karşıtını veya tersini ifadelendirmek.



Öğrenmek bilgiyi bir bütün olarak yutmak değil, çiğnemektir.



Öğretmen öğrencilerinin yerine onların beyinlerinde bilgiyi işleyemez ama onların bu işi yapmalarını kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleyebilir. Örneğin;

Öğrencilere yeni bilgiyi birbirleri ile tartışma fırsatı vererek, yeni bilgi ile ilgili hem kendisine hem de diğer öğrencilere soru sorma yolunu açarak, uygulatarak ve bir başkasına öğretme fırsatı yaratarak öğrenmeye rehberlik yapabilir.



Öğrenme kısa süreli bir olay değildir.Bir zaman dilimi içerisinde aşamalarla gerçekleşir. Bu süreçte tekrar yetmez.

Örneğin; Matematik gibi soyut konuların öğrenilmesinde somut araçları kullanmak ve günlük yaşamla bağlantılı örnekler vermek gerekir. Öğrenme, öğrencinin kendi öğrenmesinde başrolü oynaması ile gerçekleşir.

Öğrenme aktif olduğunda öğrenci bir şeyler, ister bir problemi çözmek için bilgiler ister, bir işi yapabilmek için yol bulmaya çalışır.

Kısaca öğrenci; arar, sorar, sorgular.



ÖĞRENME ÜZERİNE BİR DENEY



İkinci sınıf öğrencileri arasında öğrenme üzerine yapılmış bir deneyde izlenen adımlar ve sonuçlar;

Uygulama Adımları:

1- Öğretmen tahtaya aşağıdaki işlemleri yazar;

43 21 19 36 198

8 5 3 7 42

-______ -_____ -_____ -_____ -_____



2- Öğrenciler tahtadaki işlemleri defterine yazarken;

Öğretmen sözlü olarak “çıkartma işlemine başlamadan önce tahtadaki işlemleri büyükten küçüğe yeniden sıralayınız” talimatını verir.



3- Öğrenciler işlemini tamamlayıp cevapların kontrolüne geçildiğinde

Öğretmen sözlü olarak vermiş olduğu işlemlerin büyükten küçüğe yeniden sıralanması talimatının öğrencilerin çoğu tarafından anlaşılmamış olduğunu

görür.



Sonuç



Bu olayda öğrenciler aynı anda görsel ve işitsel olmak üzere iki farklı türde duyumsal girdi almışlardır. Bu girdiyi kısa süreli hafızaya kaydetme potansiyelleri olmasına rağmen, o sırada tahtada gördükleri işlemleri deftere yazmakta oldukları için sözlü olarak verilen talimat kısa süreli hafızada işleme sokulmamıştır.



Sonuç olarak ta öğretmenin talimatı anlaşılmamış ve yerine getirilmemiştir.



DİKKAT!!!

Çoğu insan özellikle de çocuklar, iki farklı kaynaktan gelen duyumsal girdileri aynı anda işleyemezler.

ÇÖZÜM

Öğretmen, öğrencileri tahtadaki işlemi defterlerine geçirinceye kadar bekleyecek ondan sonra ikinci talimatı verecektir.



DÜŞÜNMEYİ ÖĞRETMEK

Düşünmeyi bilmek, iyi bir eğitimin öğrencilere kazandırdığı bir beceri olmalıdır.

Düşünme becerimiz, yeni bilgiyi ne kadar iyi alabilmemiz ve işleyebilmemiz üzerinde etkilidir.

Bunun için sorgulama ve düşünmeyi sağlamak için zamanın bir bölümünü kullanmak gerekir.

Özellikle zor öğrenen öğrencilerin bu zamana daha fazla ihtiyacı vardır.

NASIL?



Düşünme üzerinde kendi düşüncenizi gözden geçirin.



“Zeki çocuklar otomatik olarak daha iyi düşünür” fikrini benimsemeyin

Çünkü, zeki çocuklar çabuk cevap verebildikleri için düşünme alışkanlığı geliştiremezler. Ayrıca, nasıl okunacağını bilmek, matematik kuramlarını ezberlemek gibi akademik beceriler düşünme becerisi ile aynı şey değildir.



Erken Başlayın:



Düşünmeyi öğrenmek ve hayal gücünü genişletmek

mümkün olduğunca erken hatta okul öncesi döneme kadar inen bir yaşta başlamalıdır.

Öğrencilere düşünecekleri bir şeyler verin.

Öğrencileri sanat ile tanıştırın, onları müzelere ve konserlere götürün.

Onları gördükleri ve duydukları şeyler hakkında düşünmeye teşvik edin.

Onlara çok sayıda “Eğer.......olsa ne olurdu? , ...........ya.........ise” gibi sorular sorarak düşündürün.



Şaka yapın.



Şakalar, kelime oyunları ve nükteler, kelimelerin ve durumların farklı perspektiflerden değerlendirilmesi olduğu için düşünmeyi sağlar.



Öğrencilere bütün yönlerden bakmayı öğretin.



Apaçık görülen cevap her zaman en iyi cevap değildir.

Örneğin, çocukların her zaman “harçlığını arttırmamızı ister misin? Sorusuna verdikleri “evet” cevabı,

bu durumun kendi sorumluluklarını arttırdığını anladıkları an’ a kadar en iyi cevaptır.



Öğrencileri eğilimleri ve kalıpları bulmaları ve bağlantılar kurmaları için teşvik edin.



“Bu bilgi ile geçen hafta öğrendiğim bilgi arasında nasıl bir bağlantı kurabilirim?”

sorusunun cevabı ile bağlantılar kurma becerisi

öğrenmenin anahtarıdır.



Alışılmadık sorular sorun.



Bütün arabaları sarıya boyarsak ne olur?

İnsanlara uçma becerisi nasıl kazandırabiliriz?”

”Dünyanın bir tarafı daima gece diğer tarafı daima gündüz olsa neler olur?”

gibi tek cevabı olmayan ve ilginç fikirler üretmeye yönelten sorular düşünmeyi geliştirir.



Öğrencilere ne anlama geldiğini söylemeyi öğretin.



Dikkatlice seçilmiş kusursuz kelimeler fikirleri kesinleştirir.

“Ahbaplık ve arkadaşlık kavramları arasındaki fark nedir?”

“Bir kişiyi esrarengiz olarak tanımlarsanız ne demek istemişsinizdir?”

gibi sorular kavramların ve kelimelerin taşıdıkları anlamların ortaya konması

kişilerin ne düşündüğünün açıkça ortaya konması açısından çok yararlıdır.



Öğrencileri diğer bakış açılarını dikkate almaları için teşvik edin.



Farklı bakış açılarını dinlerken görüş açımız genişler.Aynı olay üzerine yazılmış farklı kitapların olayı ne kadar farklı yorumlar ile ele aldığını örneklerle gösterin.



Yazın.



Yazmak çok okumuş, bilgili kişilerin yaptığı bir etkinliktir. Yazmak sistematik düşünmeyi kazandırır. Düşüncelerimiz,kağıt üzerine dökmeye geçinceye kadar net değildir. Öğretmen, öğrencilerini okudukları kitap üzerindeki görüşlerini yazmaları için, o gün öğrendiklerini geçmiş bilgileri ile nasıl yorumladıklarını ve güncel olaylar üzerindeki düşüncelerini yazmaları için teşvik etmelidir.



Öğrencilerin kendilerini başkalarının yerine koymasını isteyin.



EMPATİ

Başkalarının nasıl düşündüğünü ve hissettiğini anlamaya çalışma alışkanlığını geliştirin.

Bunun için bir konuyu başkalarının perspektifine göre yazmak veya bir öyküdeki karakterin bakış açılarını ve olayı açıklamaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:20 pm

DOĞRU SORULAR SORARAK

Eğitimciler, Sokrat’ın öğrencilerini düşündürmek ve onların fikirlerini analiz etmeleri için 2200 yıl öncesinden günümüze doğru soru sorma stratejilerinin öneminin farkındadırlar.





Doğru soru;

Düşünmeyi başlatır,öğrencilerin yaratıcılıklarını ve kendi görüşlerini geliştirmelerinde, ihtiyaçlarına uygun pratik yapma fırsatı verir.



İlköğretim ve ortaöğretimde öğretmenler bir derste onlarca soru sormasına rağmen bu soruların %90’nın cevabı ezberlenen bilgilerdir.

Düşünmeyi sağlayacak sorular sormak için doğru soru sorma stratejileri olarak şunlar önerilmektedir;



Strateji 1 :

Evet Ama Neden?

Öğrencilere bir cevabın neden doğru olduğunu sorun.

Örnek: 6x (9 - 4) = 30 cevabı neden doğrudur?

Kristof Kolomb Amerikayı keşfettiği için neden meşhur olmuştur?

Her iki soruda temel bilgilerin bilinmesinin yanı sıra sorular bu bilgilerin kullanılmasını gerektirir.



Strateji 2 : Faydası Nedir?

Bilginin kullanılmasına odaklanmış sorular sorun.

Örnek: Bitkilerin büyümesi üzerinde ışığın etkisini bilmemizin faydası nedir?

Öğrenciler bitkileri nereye dikeceğimize veya hangi bitkilerin ışığın gelişine göre daha uygun olduğuna karar verebilmemiz için gibi cevaplar verebilirler.

“Neden” sorularının bir başka yararı da, öğrencilerin kısa süre sonra sadece cevap vermenin dışında kendi kendilerine soru sormalarını da sağlar.



Strateji 3 : Şimdi Fark Nedir?

Bir yeniliğin veya değişimin uygulanmasıyla ilgili sorular sorun.

Uyarlamak. Bir fikri farklı bir biçime çevirerek sorun.

Örnek: Bazı hayvanlar gibi insanlar da kış uykusuna yatsalardı neler olurdu?



Değiştirmek

Bir olay, Bir öyküyü vb. Biraz değiştirerek sorun.

Örnek: Eğer Hansel ve Gratel ormanda yanlarına bir harita almış olsalardı neler olurdu?



Yerine Geçirmek

Bir şeyi bir başka şeyin yerine geçirerek sorun.

Örnek: Ekmeğin arasına elma koyarak tost yaparsak tadı nasıl olur?



Büyütmek.

Bir konuyu eklemeler yaparak,çoğaltarak genişleterek sorun.

Örnek: Newton’un dördüncü yasası ne olacaktı?



Yeniden Düzenlemek.

Sıralamaları değiştirerek sorun.

Örnek: A harfi en son Z harfi ilk harf olsaydı alfabedeki sıralama nasıl olurdu?



Ters Çevirmek.

Olayları tam tersinden sorun.

Örnek: Sabah yatıp akşam kalkarsak neler olur?



Strateji 4: Doğru, Yanlış veya Hiçbiri?



Ezberlenmiş bilgi ile cevaplandırılan sorular arkasından neden bu şekilde olduğunu sorun

Örnek: Türkiye’de kaç ilin olduğunu sorduktan sonra illerin neden 1,2,3, gibi sayılar ile adlandırılmayıp ta her birine ayrı isim verildiğini sorun.



Strateji 5 : Nedir? Yerine Neden?



Öğrencileri dikkatli bir analize yönelten birden fazla doğru cevabı olan sorular sorun. Bu strateji öğrencilere temel becerilerin kazandırılmasında etkilidir.

Örnek: Sıfatın tanımını yaptırmak yerine bir cümle içerisinde uygun yerdeki boşluğun bir kelime ile doldurulmasını isteyin ve neden bu kelimeyi kullandığını sorun.



Strateji 6 : Benzer veya Farklı



Kavramları, olguları, olayları değerlendirerek karşılaştırmayı gerektiren sorular sorun.

Örnek: Atatürk ile Fatih Sultan Mehmet’in yaptıklarının benzerliklerini ve farklılıklarını sorun.



Strateji 7 : Sıra dışı Bağlantılar



Sıra dışı ve yaratıcı fikirler gerektiren sorular sorun.

Örnek: Kavramları öğretirken bunların alışılagelmiş eylemler ve alışkanlıklar ile bağlantısının dışında kullanımını isteyin.

ÖĞRENCİLERİN SORDUĞU SORULAR




Öğrenciler sordukları sorularla bilgi almak, diğer öğrencilere farklı bir bakış kazandırmak veya onlara fikir vermek için soruları kullanırlar. Öğrencilerin sorduğu sorular, öğretmenin yanlış anlaşılan ve karıştırılan yerleri belirlemesine yardımcı olur.



Soru sormak riskli bir iştir.



Sınıf arkadaşları arasında aptal yerine düşme, Öğretmeni zor durumda bırakmak için soru sormak gibi yanlış anlaşılma riski vardır.Bu nedenle,herkesin birbirine güven duyduğu ortamda öğrenciler rahatlıkla soru sorabilirler.



Rahat soru sorabildiği bir ortam onları nasıl düşündükleri,düşünmeyi bilip bilmedikleri konusunda öğretmenlere ipuçları vereceği için teşvik edilmeli ödüllendirilmeli alışkanlık durumuna getirilmelidir.

“Düşünmeyen beyin sorgulamaz.”



Yaratıcılık Teşvik Edilmesi



Yaratıcılık,”İnsanların bilişi,duyguları,eylemleri ve sezgilerini de kapsayan tüm fonksiyonlarının sentezidir. “Yaratıcı kişiler farklı bakış açısına sahiptir.

Problemlere ne olması gerektiğinden çok nasıl olması gerektiği konusunda odaklanırlar



Öğrencilerde yaratıcılığın desteklenmesi için;



Rol yapma.



Öğrencilerin kendilerini bir başkasının yerine koyması istenir. Onun açısından bakarak konuyu incelemesi söylenir. Böylece düşüncelerini yazılı veya sözlü olarak

açıklama fırsatı sağlanır.



“Eğer........olsaydı?



Soru şekliyle öğrencilerin verilen bir konu üzerinde düşünmeye başlamaları sağlanır.

Örneğin: Eğer toplum kurallarını çocuklar koysaydı bu kurallar nasıl olurdu?

Eğer dünyada yerçekimi olmasaydı neler olurdu?

Eğer balinalarla iletişim kurabilseydik neler olurdu?

Gibi sorular ile yaratıcı düşünce teşvik edilir.



Parçaları düşünme üzerinde pratik yapma.



Okul ile ağaç arasındaki benzerlikler nelerdir? Bir insan ile kitap arasında nasıl bir benzerlik bulunur? Gibi sorular ile öğrenciler bütünün parçalarını karşılaştırmalı olarak düşünmeye sevk edilebilirler.



Açık uçlu problemleri çözme.



Kürdanlar ve silgi parçaları kullanarak nasıl bir bina maketi yaparsınız?

Hangi atık maddeleri kullanarak ne gibi sanatsal eserler yapabilirsiniz?

Gibi sorular sorarak öğrencilerin dikkati farklı şeyler üzerinde düşünmeye sevk edilebilir.



Hayal gücünü genişleterek



Hayal gücü doğal akıcılığı olan bir düşünme biçimidir ve çok hassastır.Küçümsendiğinde veya eleştirilerek, ilgisizlikle dinlendiğinde hemen durur. Hayal gücü, yaratıcılığın aracı olduğu için hassasiyetle dinlenmeli ve önemsenmelidir.

Örneğin : Buzul çağında donmuş topraklar üzerinde insanlar yaşasaydı nasıl tarım yaparlardı? Bu çağda yaşayan bir ailenin yaşayışı nasıl olurdu? Aile fertlerinin sorumlulukları nasıl olurdu?Hatta bu çağdaki okul nasıl olurdu? Gibi öğrencilere sorulacak sorular ile öğrencilerin hayal güçleri harekete geçirilebilir. Dolayısıyla düşünmeye yönlendirilebilirler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:20 pm

ÖDEVLER NE OLMAMALI?



Öğrenciler sadece güçlük çeksin diye bir iş,

Öğrencilere sınıfta tamamlayamadıkları çalışmaları tamamlama fırsatı,

Öğrencileri sınıfta oyalama,

Öğrencilere ceza,

Öğrencilerin kendi kendilerine öğrenme yöntemi,

Veli de iyi öğretmen imajı yaratmak için,

Not vermek için ,



Olmamalı!!!


ÖDEVLER NE OLMALI?


Amacı ve tamamlamanın neden önemli olduğu açıklanmalı,

Öğrencinin zamanına ve emeğine değmeli,

Velileri, öğrenciye uygun çalışma ortamı hazırlamak için teşvik etmeli,

Öğrencinin emeğinin dikkate alındığını göstermek için toplanmalı,kontrol edilmeli ve üzerinde tartışılmalı,

Öğrencilerin kişiliklerini ortaya koymalarına fırsat vermeli,

Öğrencilerin yaratıcılıklarına fırsat sağlayarak öğrenme deneyimlerini zenginleştirmeli,

Öğrencileri araştırmaya yöneltmeli.

ÖĞRENCİLERLE İLETİŞİM


“Sorunlu öğrenci” ve “ Sorunlu Öğrencilerle İletişim” başlıklarını ele alacak olursak çok geniş bir konu bizi karşılamaktadır. Çünkü Sorunlu Öğrenci deyince aklımıza
-Zihinsel özür
-Öğrenme bozukluğu
-Koordinasyon bozukluğu
-Konuşma ve algılama bozuklukları
-Dikkat eksikliği ve yıkıcı davranış bozuklukları
-Beslenme ve yeme bozuklukları
-Tik bozuklukları
-Enüresiz, enkopresis

gibi sorunlar gelmektedir.
Bunlar çocuklarda görülen ve özel iletişim sorunları doğuran hastalıklar. Ergenlik döneminde belirli hale gelen kişilik bozuklukları ve ergenlik dönemi sorunları da bunlara eklenebilir.
Her bir tabloda farklı yaklaşımlar söz konusudur. Tedavi o konuda uzmanlaşmış hekim ve psikologlar tarafından yapılabilir. Tabii ne türlü bozukluk söz konusu olursa olsun, Aile ve öğretmen, bilinçli ve sabırlı olarak, her zaman, profesyonel ekibin yanında ve denetiminde, onlarla iş birliği içinde, tedavi uğraşında, esas tedavi edici olarak yerini
alır.
Acaba biz eğitimcilerin okul ortamında karşılaştığı sorunlu öğrenciler, yukarıda belirttiğimiz grupta yer alan öğrencilerimiz mi, yoksa karşılıklı olarak iletişim problemlerinden kaynaklanan ve bu yüzden sorun yaşadığımız öğrencilerimiz mi? Öncelikle bu sorunun cevabını vermemiz gerekiyor.
Burada ele alınacak sorunlu öğrenci kavramı işetişim donanımlarımızdaki eksikliklerden dolayı sorun yaşayan öğrencilerimiz olacaktır. Bu nedenle de ele alınacak konu Etkili İletişim dir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:20 pm

İ L E T İ Ş İ M VE B İ Z

En büyük sevincimiz ve kederimiz başka insanlarla olan ilişkilerimizden kaynaklanır. Yaşamda mutluluk ve huzur, sağlıklı iletişim biçimleriyle kurulan ilişkilerde yaşanır.Sağlıklı iletişim becerileri bir dizi tekniklerin öğrenilmesiyle yaşama geçirilir, ancak bu tekniklerden önce, işe kendimizden başlamamız uygun olur.İletişim önce kendi içimizde başlar ve biz iç dünyamızı anladıkça teknikler hayata geçirilir.Biz ne isek, iletişim biçimlerimizde öyledir. Çünkü düşündüğümüz gibi davranırız . Ancak bir duyguya sahipsek onu verebilir ya da paylaşabiliriz.Kendimizi değerli buluyorsak ve yeteneklerimize karşı güçlü bir inanç taşıyorsak karşımızdaki kişiyi değerli görür,saygılı bir ilişki kurarız.
Sağlıklı bir iletişimin en önemli dayanağı başkalarını anlama gayretidir.Başkalarını anlayabilmemiz için karşımızdan gelen iletiyi “karşı açıdan” görebilmemiz gerekir. Karşı açıdan görebilmemiz için farklılıklara değer vermemiz, empatiyle dinlememiz ve iletişimin temel kurallarına uymamız gerekir.
Sağlıklı ilişkiler ve iletişim emek ister. Bu emeğin odak noktası kendimizdir. Bireylerin etkili yaşam ve etkili iletişimleri, bahsedilen temel ilkeleri kendi kişilikleriyle bütünleştirmeleri sayesinde gerçekleşir.


Aşağıda, iletişim sürecinin parçalarından bir tanesi olan , etkili iletişim temel kurallarından bahsedilmiştir. Etkili iletişim sürecinde dikkat etmemiz gereken bu kurallar; iletişim sürecindeki tarzımız ve iletişim yöntemlerimizin niteliğidir



İLETİŞİMİN TEMEL KURALLARI

· Dinlerken başka şeyler yapmayın.

· Kişiler hakkında yorum yapmayın.

· Konuşulanları yarıda kesmeyin

· Yargılamayın ve eleştirmeyin

· Çok fazla konuşmayın

· Anlatılanlara gülmeyin; insanları utandırmayın

· Saldırgan tavırlar takınmayın

· Duygularınızı gizlemeye çalışmayın

· Zıtlaşmayın ve tartışmayın.

· Birisi ağlamaya başladığında tedirgin olmayın

· Savunmaya geçmeyin; sadece dinleyin.

· Kişileri karar vermeye, yorum yapmaya zorlamayın.

· Yumuşak bir sesle ve acele etmeden konuşun.

· Yeri ve zamanı uygun olduğunda şaka yapın gülümseyin

· Göz teması kurun

· Çocukla yüz yüze konuşun.

· Açık uçlu sorular sorun

· Basit ve anlaşılır bir dil kullanın

· Etkileşime önem verin, uygun olduğunda kişiye dokunun ve sarılın

· Sabırlı ve kabul edici olun

· Geri bildirim verin

· Dikkatli bir şekilde dinleyin ve dinlediğinizi davranışlarınızla belli edin

· Daha iyi anlamak için sorular sorun

· Gerçekçi ve belirli önerilerde bulunun.



Yukarıda belirtilen ilkelere sorun yaşadığımız öğrencilerimizle olan ilişkilerimizde pratik bir değer katabildiğimizde, süreç içinde göreceğiz ki sorunlu öğrenci olarak adlandırdığımız öğrencilerin sayıları giderek azalacaktır. Ve geriye kalan sayı; bize gerçekten sorun yaşayan öğrencilerimizi fark etmemizde ve onlara daha uygun yaklaşım tarzlarını bulmamızda bizlere yardımcı olacaktır.
Sınıf ortamında sorun yaşanan öğrenci profilleri ve yaklaşım tarzları Öğrencilerin Kullandığı Baş Etme Yöntemleri konusunda ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
İLETİŞİM ENGELLERİ
Alanda yapılan çalışmalar,iletişim sürecinde 8 tip engelin olduğunu göstermektedir. Bunlar;
Psikolojik : Verici ve alıcının görüş çerçeveleri, duygu ve heyecanları, saplantılar, ön yargılar.
Semantik : Konuşma ve yazı dilindeki fark ve anlaşmazlıklar
Statü : Verici ve alıcının akademik ve mesleki gelişme farkları, kaynak sorunu.
Korunma: Savunma mekanizmaları.
Alan: İletişim birimleri arasındaki uzaklık.
Hiyerarşi :Ast-üst çatışmaları, yetkinin az verilmesi, düzensiz haber akışı.
Uyutma : Karar sürecine katılmayanların emirleri savsaklaması.
Sınırlama : Örgütün konumu gereği bazı iletilerin gizli kalması.
Bu engelleri daha spesifik bir konuya uyarlarsak yani eğitim öğretim etkinliklerinde çocuk ve ergenlerle olan ilişkilerimize uyarlayacak olursak iletişim engelleri şu şekilde karşımıza çıkıyor;
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:20 pm

ÇOCUK VE ERGENLERDE İLETİŞİM ENGELLERİ

1-Emretme,yönetme:
“ Yapman gerekir,yapacaksın,yapmak zorundasın...”
Korku ya da aktif direnç yaratabilir;
Söylenenin tersini denemeye davet edebilir;
İsyankar davranışa ya da misillemeye yol açabilir.

2-Uyarma,tehdit etme:
“Ya yaparsın,yoksa...”
Korku,boyun eğme yaratabilir;
Söz konusu sonuçların gerçekten meydana gelip gelmeyeceğini denemeye yol açar;
Gücenme,kızgınlık,isyankarlığa neden olabilir.


3-Ahlak dersi ve vaaz verme:
“...yapmalıydın” veya “senin sorumluluğun” ya da “şöyle yapmak gerekir”
Suçluluk duyguları yaratır;
Çocuğun durumunu daha şiddetle savunmasına yol açabilir


4-Öğüt verme,çözüm getirme:“Ben olsam...” “Neden...yapmıyorsun” “Sana şunu önereyim”
Çocuğun kendi sorunlarını çözmekten aciz olduğunu ima eder;
Çocuğun sorunu düşünüp,değişik çözümler getirmesine engel olur;
Bağımlılık yaratır.


5-Mantık yoluyla inandırma,tartışma:
“İşte bu nedenle hatalısın” “ Olaylar gösterir ki...”
Savunucu tutumlara yol açar;
Çoğunlukla çocuğun artık ailesini dinlememesine neden olur;
Çocuğun kendisini yetersiz hissetmesini sağlar.


6-Yargılama,suçlama:
“ Olgunca düşünmüyorsun” “Sen zaten tembelsin”
Yetersizlik, aptallık ve yanlış değerlendirme anlamı taşır;
Çocuğun azarlanma ve eleştirilme korkusuyla iletişimini kesmesine neden olur;
Genellikle çocuk yargı ve eleştirileri gerçek olarak algılar (ben tembelim) ya da karşılık verir( siz daha mükemmel değilsiniz)


7-Övme, görüşüne katılma:
“Haklısın, o öğretmen berbat birine benziyor” “Bence harikasın”
Ailenin beklentilerinin çok yüksek olduğunu ima eder;
Çocuğun kendini algılayışı ile övgü birbirine uygun değilse çocukta kaygı yaratabilir.


8-Ad takma, alay etme:
“Koca bebek” “Geri zekalı” “Hadi sende sulu göz”
Çocuğun kendini değersiz hissetmesine ve sevilmediğini düşünmesine yol açar;
Kendine bakışını olumsuz etkiler;
Genellikle karşılık verme isteği uyandırır.


9-Tahlil etme, teşhis koyma:
“Senin derdin nedir biliyor musun?” “Aslında böyle demek istemiyorsun”
Tehdit ve tedirgin edici olabilir, başarısızlık duygusu uyandırabilir;
Çocuk kendisini korumasız ve kıstırılmış hisseder;
Yanlış anlaşılma endişesi ile iletişimi keser.


10-Güven verme,teselli etme:“Aldırma...Boş ver düzelir” “Hadi biraz neşelen”
Kendini “anlaşılmamış” hissetmesine neden olur;
Kızgınlık duyguları uyandırır. (Size göre kolay tabii !)
Genellikle mesajı “Kendini kötü hissetmen doğru değil” biçiminde algılar.


11-İncelemek,soruşturmak:“ Neden?...Kim?...Sen ne yaptın?”
Genellikle hayır demeye veya kaçamak cevaplar vermeye yöneltir;
Soruyu soran nereye varma istediğini açıklamadığından çocukta endişe yaratabilir;
Sorulara cevap vermeye çalışan çocuk kendi sorununu gözden kaçırabilir.


12-İşi alaya vurma, konu değiştirme:“ Dünyayı neden sen yönetmiyorsun?” “Daha güzel şeylerden konuşalım”
Yaşamın güçlükleriyle savaşmak yerine onlarda kaçınmak gerektiği mesajını alabilir;
Çocuğa sorunlarının önemsiz olduğu anlamını verebilir;
Güçlüklerle karşılaştığında paylaşmaya çekinebilir.


İletişim engelleri çocuğa faydalı olmadığı gibi, onun ileride karşılaşacağı sorunları içe atmasına neden olabilir. Bunun yerine yapılacak yardımcı davranışlar şunlar olabilir:

Sessizlik : Sadece sessiz durarak gence konuşma alanı bıraktığımız için, genç konuşmaya yönelebilir.
Empati: Empati kendini karşındakinin yerine koyarak olaylara onun gözüyle, onun dünyasından bakmaya çalışmaktır. Arkadaşıyla kavga ettiği için üzülen gence “Ne var bunda bu kadar üzülecek?” demek yerine kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak arkadaşının onun için önemli olduğunu anlamaya çalışmalısınız.
Kabul: Çocuğunuzu sorunları ile birlikte kabul etmelisiniz. Çocuğunuzun hata yapabileceğini daima kabullenmelisiniz.
Dürüst olmak: Size derdini anlatmaya çalışan çocuğunuza mutlaka yetişkin görüşü ve rolüyle değil( anne- baba) insan olarak yaklaşmaya çalışmak ve onun duygularını anne-baba bakışı ile değil bir insan bakışı ile algılamaya çalışıp dürüst cevaplar vermek çocuğa daha anlamlı ve sıcak bir yaklaşım verir.
Bütün bunlar dinlemeye açık yardımcı davranışlardır. Bunun yanında katılımcı dinleme ile çocuğumuzu daha iyi anlayabilir ve rahatlatabiliriz.
Katılımlı dinleme basit bir tekrardır. Çocuğun söylediklerini kendi cümlelerinizle ona tekrar etmeniz çocuğa onu duyduğunuz mesajını ve sorununu tekrar gözden geçirme imkanını verir. Çocuğun sorununu çözmesini kolaylaştırır. Çocukları sizin söylediklerinizi dinlemeye daha istekli yapar. Bir kişi karşısındakini dinliyorsa onun görüşlerinin de dinlenilmesi daha kolay olur.( iş dönüşü ev örneği)
Etkin dinleme çocuğu kendi kendine düşünmeye, sorununa kendi tanısını koymaya ve çözümlerini bulmaya çağırır.Dinleme güven iletir.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:21 pm

ÖĞRENCİLERİN KULLANDIĞI BAŞETME YÖNTEMLERİ



Hiç şüphesiz ki öğretmenlik mesleğinin en önemli ve zorlu bileşenlerinden birisidir sınıf yönetimi . Bir sınıfı idare etmenin ne kadar önemli bir iş olduğunu farklı yeteneğe, geçmişe ve mizaca sahip 20 ya da daha fazla öğrenciyi alıp birlikte çalışan, haklara saygı duyan bir grup oluşturmanın ne kadar zahmetli bir iş olduğunu asla unutmamalıyız. Belirli türlerdeki öğrenci davranışları (her sınıfta görülmesine karşın yine de can sıkıcı olan) bu işin başarılmasını daha zor hale getirir. Buna rağmen sınıftaki en zor kişiliklerin bile, hakları ve sorumlulukları dengeleyen olumlu disiplin yöntemlerine olumlu karşılık verdikleri yapılan alan araştırmalarında gözlenmiştir.

Acaba hangi tür kişilikler ile sınıf ortamında sorun yaşanmaktadır?


SINIF TA 5 ZOR KİŞİLİK VE YAKLAŞIM TARZLARI





1. Gevezeler
2. Yapışkanlar
3. Boykotçular
4. Tartışmacılar
5. Somurtkanlar




1. GEVEZELER


Düşünelim ki bir sınıfta öğretmen grup etkinliklerinden önce bir noktayı açıklıyor; tam bu anda bir öğrenci diğerine dönüp fısıldamaya başlıyor.
Öğretmen: "Lale ve Emel, Dersi anlatmaya çalışıyorum!"
Lale: "Ama ben konuşmuyordum!"
Öğretmen: "Lale, seni Emel ile konuşurken gördüm. Ben ders anlatırken konuşma. Dikkatini buraya ver."
Lale: "Hocam yapmayın. Emel sadece bana çalışmayla ilgili bir soru sordu!"
Öğretmen: "Beni dinle- Kimin ne söylediği beni ilgilendirmez.
(Öğretmen doğal olarak sinirlenmiştir; özellikle Lale' nin ses tonundan ve el kol hareketlerinden dolayı.)
Lale: "Ama, Emel "
Öğretmen: "Lale!" Bu yüksek ses tonunu şöyle bir ifade izler: "Bir kelime daha söylersen..." ya da azarlayıcı bir tonda "... bıktım usandım". Her iki durumda da zarar verici bir yan vardır.



İZLENECEK STRATEJİLER


·Olumlu bir yönlendirmede ya da anımsatmada bulunun ve ardından teşekkür edin.


İstemediğiniz davranışa değil istediğinize odaklanın; Örneğin "Karışma" demek yerine "Teker Teker" ya da "Görgü kurallarımızı hatırlayalım" gibi. Yönlendirmeleri kısa tutun; sorun üzerinde çok fazla durmaktan kaçının. Buna ek olarak, davranış hedefimize daha uygun bir mesaj verdiğinden dolayı düzeltme yaparken bile "lütfen"e ek olarak kimi zaman "teşekkürler" sözcüğünü kullanmanın daha etkili olduğunu gördüm.


·Ses tonunuzu ve beden dilinizi seçin.
Öğrenciler tarafından nasıl duyulduğumuz büyük ölçüde bizim sözsüz davranış biçimlerimize bağlıdır. "Sessiz adımlarla lütfen,. Teşekkürler" ifadesini alaycı bir ses tonuyla ve parmağınızı öğrencilere doğru sallayarak söyleme olumlu sözcüklerin hepsini bir çırpıda yok eder. Ses tonunuzu, bakışınızı, öğrenciye yakınlığınızı ve beden dilinizi sürekli kontrol altında tutun.


·Stratejik aralar vermeyi deneyin.


Öğretmenler dikkati çekmek ya da korumak istediklerinde duraklamaların bilinçli kullanımı yardımcı olabilir. Gerekli talimatı vermeden önce kullanılan bir ara öğrencilerin size bakmasını, sizi dinlemesini ve hemen ardından yanıt vermesini sağlayabilir. Öğretmen odanın diğer köşesinde konuşan iki öğrenciye seslendiğinde "Lale, Emel ne yapıyorsunuz?" büyük olasılıkla onlar yalnızca kendi adlarının söylendiğini duyacaklar, sorunun ne olduğunu anlamayacaklardır bile. Önce öğrencilerin adlarıyla (daha otoriter bir tonda) başlayıp bir ara verdikten sonra yönlendirmeyle devam etmek daha iyi fikirdir.


·Nasıl yönlendireceğinizi bilerek dikkati asıl konunun üzerinde tutun.


Konuşan öğrencilerden önlerine dönüp konuştuğunuz sürece dinlemelerini isteyerek dikkatimizi birincil davranış sorununa (bizim öğretme ve diğerlerinin öğrenme haklarını öncelikle etkileyen davranış biçimi) vermiş oluruz. Öğrenciler tartışır ya da surat asarlarsa bu davranış sırası gelmeden konuşma sorununa yönelik olmaz. Yeniden yönlendirme, ikincil konulara dikkatimizi vermek yerine kurallara, haklara veya verilen talimatlara odaklanma şeklidir. Öğrencilerin görüşlerine bir parça katılıp (öğrencilerin duygularına değer verip) sonra çabucak asıl konuya dönerek bunu yapabilirsiniz.


UYGULAMALI STRATEJİLER



Öğretmen ödevi açıklarken Lale ve Emel özel olarak konuşup diğerlerini rahatsız ediyorlar. Öğretmen konuşmayı keser. Kimi zaman bilinçli olarak yapılan bir duraklamanın tek başına öğrencilerin dikkatini çekmeye yettiğinin farkındadır - ama bu sefer işe yaramaz. Bu yüzden o kızlardan önlerine dönüp dinlemelerini ister: "Emel . . ., Lale . . ., lütfen önünüze dönüp dinleyin, teşekkürler." Lale darılmış bir şekilde "ama biz sadece ödev hakkında konuşuyorduk" der. Bu noktada öğretmen söylenen şeyin doğru olup olmadığıyla ilgilenmez.Konuyu başka bir yöne çevirir:
"Ders hakkında konuşuyor olabilirsiniz ama önünüze dönüp dinlemenizi istiyorum, teşekkürler. Bu anlattıklarımızı bilmeniz gerekiyor." Lale' nin kırgınlığı ya da küslüğü sürerken (ama sesini çıkarmadan) öğretmen dikkatinizi sınıfın geri kalanına verir ve konuşmasına kaldığı yerden devam eder.



2. YAPIŞKANLAR


Bir sonraki tiplememizde küçük sınıflardan birindeki kompozisyon dersinde öğrencilerin başındayız. Halil sınıfın diğer yanından seslenir.
Halil: "Öğretmenim, öğretmenim, bakar mısınız?"
Öğretmen: "Bir dakika Halid."
Halil: "Ama öğretmenim bundan sonra ne yapacağımızı bilmiyorum!"
Öğretmen: "Dinle, aynı anda hem orada hem burada olamam değil mi?"
Halil: (ağlamaklı bir tonda) "Ama öğretmenim. . ."
Öğretmen: "Tamam, tamam!" Öğretmen, onun her çağırışında kendisine yardımcı olmaya gideceği gibi asılsız bir düşünceyi kuvvetlendirerek ona yardımcı olmaya gider.




İZLENECEK STRATEJİLER


·Bilinçli olarak duymamazlıktan gelmeyle başlayın.


Bilinçli olarak duymamazlıktan gelme, belirli davranışları gözardı etmek ve dikkatleri dersin akışı üzerinde tutmak ya da olumlu davranışları farketmek ve desteklemek amacıyla öğretmenlerin bilinçli olarak aldıkları bir karardır. Öğrenciler kısa zamanda 'kurallara uyup parmak kaldıran ve bekleyen' öğrencileri öğretmenlerin dinlediklerini anlayacaklar ve kurallara uymaya çalışacaklardır.


·El işaretleriyle basit yönlendirmeleri/anımsatmaları birleştirin.


Bilinçli olarak duymamazlıktan gelme işe yaramazsa ve öğrencinin davranışı diğer öğrencilerin öğrenmesini ya da sizin öğretmenizi etkiliyorsa basit bir yönlendirmede bulunmayı ya da anımsatmayı deneyin: "Söz almadan önce parmak kaldırın, lütfen" ya da "sınıf içindeki kurallarımız neydi?" Sözlü yönergelerinizi güçlendirmek ya da kimi zaman onların yerine kullanmak açısından el işaretli çok etkili olabilir (özellikle sene başından beri bunları kullanmaya başladıysanız). Örneğin, öğrencinin beklemesi gerektiğini belirtmek için elinizi dur anlamında kaldırın ya da çocuğa parmak kaldırması gerektiğini anımsatmak için bir parmağınızı konuşmaması gerektiği anlamında ağzına koyup diğer parmağınızı havaya kaldırabilirsiniz.


·Öğrencilere seçenekler sunun.


Verilen ödev öğrenciye özel değilse "bana sormadan önce çevrendeki üç arkadaşına sor" türünde bir yöntem oturtabilirsiniz. Öğrencileri izlenmesi gereken işlemler konusunda birbirlerine yardımcı olmaya, masalarında sessizce bilgi alışverişinde bulunmaya ve ancak son çare olarak sizin yardımınızı istemeye teşvik edin.


UYGULAMALI STRATEJİLER


Öğretmen birinci sınıflardaki bir sanat etkinliği sırasında öğrencilerin arasında dolaşıp kilden yaptıkları şekiller hakkında konuşuyor. Sıraların birinde bir öğrenciyle konuşurken diğer yanındaki birisi elbisesini çekiştirme başlıyor: "Öğretmenim, şuna bakın, yaptığıma bakın!" Öğretmen bakabilir ya da çekilmesini söyleyebilir ama bunun yerine bilinçli olarak duymamazlıktan geliyor. En sonunda pes ediyor, parmağını kaldırıp bekliyor. Öğretmen böyle yapmamış olsaydı elini kaldırıp "bekliyoruz" anlamına gelen bir işaret yapar ve dikkatini daha önce konuşmakta olduğu öğrenciye tekrar verir. Her iki durumda da ilk öğrenciyle işini bitirip diğerine döndüğünde hala sessizce beklediğini görürse çalışmasını görmeye can atar bir şekilde yanına gider.



3. BOYKOTCULAR

Üçüncü sınıftakilerin tümü harita çizme projeleri üzerinde harıl harıl çalışıyorlar, Deniz

dışında. O, morali bozuk bir şekilde havaya bakıyor. Öğretmeni onun bu çalışmayı yapabileceğini çok iyi biliyor. Öğretmeni deli eden asıl sorun da bu.


Öğretmen: "Deniz, niçin çalışmıyorsun?"
Deniz: (iç çekerek) "Bilmiyorum"
Öğretmen: "Ödevle ilgili bir sorunun mu var?"
Deniz: "Eveet . . . coğrafya sıkıcı geliyor."
Öğretmen: "Sıkıcı öyle mi? Bak işte bu çok kötü. Ne yazık ki orada oturup haritayı tamamlayıncaya kadar canının sıkılmasına katlanman gerekiyor. . . . Bunu tamamlamanın ne kadar süreceği beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor!"
Bu süre boyunca Deniz önüne kapanıyor ve tartışma sürüp gidiyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:21 pm

İZLENECEK STRATEJİLER


·Öğrencilere sonuçlarıyla birlikte seçenekler sunun.


Öğrenciler ödevleri ağırdan alıyor ya da yapmıyorlarsa onları doğrudan bir seçeneğe ya da sonuca yönlendirin. "Ödevini şimdi yapmazsan onu ders dışındaki boş zamanlarında yapman gerekecektir" demek, özellikle boş zamanını satranç, kişisel çalışmaları ya da bilgisayar oyunlarıyla geçiriyorsa işe yarayacaktır. Kullandığınız dil, öğrencilere davranışlarının kendi sorumlulukları altında olduğu ve nasıl davrandıkları konusunda denetime sahip oldukları mesajını verecektir.


·Çalışmaya yeniden dönmesi için süre verin.


Çalışmaya yeniden dönmesi için verilen süre, öğretmenin düzeltici yönlendirmesine yanıt vermesi için öğrenciye verdiği süredir. Öğrenciye bir yol önerdikten ya da bir anımsatma yaptıktan sonra öğretmen sakin bir şekilde sınıfta göz gezdirebilir ya da başka bir öğrenciyle uğraşmak için dönebilir. Böyle yapmakla öğrencinin yönlendirildiği şekilde davranacağını beklediği mesajını iletir. Bu, öğrencilerin isteklere uyarken incinmemelerini sağlarken öğretmenlerin de gereksiz, uzun tartışmalara girmelerini önler.


·İlişkiyi yeniden kurun.


Bir düzeltme yaptıktan ve öğrenci de buna uyduktan sonra (gönülsüzce de olsa) ders sırasında daha sonra yanına gidip ilişkinizi yeniden kurmak önemlidir. Bunu olumlu bir kaç sözcük fısıldayarak ("Böyle çalıştığını görmek çok güzel...") ya da sadece gülümseyip başınızı onaylayarak bile yapabilirsiniz. Bu, çocuğa ilişkinizin hala sorunsuz olduğu (düzeltmeyi bir kenara koyarsak) ve onun sizin gözünüzde hala iyi bir yere sahip olduğu izlenimini verir. Kısa bir teşekkür ya da onay "Çabalarını fark ediyorum" anlamına gelir ve arada herhangi bir kırgınlığın olmadığı mesajını da verir.


UYGULAMALI STRATEJİLER
Deniz ve öğretmeni arasında geçen konuşmaya yeniden dönelim.
Öğretmen: "Deniz . . . Ödevini şimdi yapmazsan bunu teneffüste yapmak zorunda kalacaksın."
Deniz: "Ama bu hiç adil değil." Kollarını kavuşturur ve somurtur.
Öğretmen: "Belki öyle ama bu senin seçimin."
Öğretmen yürür ve Deniz'e işe yeniden dönebilmesi için zaman verir. Öğretmenin kendisine bakmadığından emin olduktan bir kaç dakika sonra gönülsüzce de olsa Deniz çalışmasına devam eder (aslında öğretmeni onu yan gözüyle izleyebiliyordur). Teneffüs zili çaldıktan sonra öğretmeni onunla yeniden konuşur.
Öğretmen: "Doğru kararı verdiğine sevindim Deniz." O oynamaya giderken öğretmeni de aferin anlamında koluna hafifçe vurur.



4. TARTIŞMACILAR


Her okulda öğretmenlerine kafa tutan, karşılık veren ve hiçbir sözün altında kalmak istemeyen öğrenciler olur. Bu tür kişilerin niçin suçsuz oldukları, yapılanın niçin adil olmadığı, öğretmenlerin niçin onlara taktıkları konusunda on ayrı neden ve açıklama sıralayabilirler. Asıl şaşırtıcı olan öğretmen ve öğrenci arasındaki tartışmaların çoğunun aşağıdaki son sınıf örneğinde olduğu gibi ufak tefek, önemsiz konularla başlamasıdır.


Öğretmen: "Yasin, niçin masanda değilsin?"

Yasin: "Sadece Demet' den bir cetvel istiyordum!"

Öğretmen: "Bana bak, sakın yalan söylemeye kalkma. Cetvel istemiyordun. Seni gördüm. (Öğretmen Yasin' in suratında 'seni kandırıyorum' anlamına gelen sırıtmayı gördüğü için daha da sinirlenir.) Bu davranışından bıkıp usandım!"
Yasin: "Bu arada cetvel isteyip istemediğimi nereden biliyorsunuz? Demet' e sorabilirsiniz." (Öfkeli bir şekilde kollarını kavuşturur. Tüm sınıf onu izliyordur.)
Öğretmen: "Çok akıllı olduğunu sanıyorsun değil mi? Bak sana ne diyeceğim. . ." Bu noktada, Yasin ağır kanlı ve kızgın bir şekilde sandalyesine yaslanırken ufak bir söylev başlar. Önceki atışmalardan canı sıkılan öğretmen Yasin 'in suratında tehditkar bir ifadeyle sandalyeye yaslanışını göze batan bir terbiyesizlik olarak yorumlar. Tartışmayı sürdürüp öğrenciye meydan okur.
Öğretmen : "Sen ne yaptığını sanıyorsun, ha?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:21 pm

İZLENECEK STRATEJİLER


·Birincil davranışı ikincil davranıştan ayırt edin.


Yasin 'in öğretmenleri onu sorunlu bir çocuk olarak anlatırken düşündükleri ikincil davranışlarının toplamı (ondan daha öncelikli olan birincil davranışlardan ağırlığı duygusal olarak daha fazla olduğundan). Öğretmenin sorusuna verilen "Evet" yanıtı bile hem kulağı hem gözü rahatsız edebilir. Konuşma tonlarını, biçimlerini ya da sözcüklerini suçlamak istersek öğrencilerin ikincil davranışlarına fazla tepki göstermemiz ya da onlara odaklanmamız kaçınılmazdır. En azından şimdilik birincil davranışlara odaklanın.


·Gereksiz tartışmalardan kaçının.


Kavgacı bir öğrenciyi doğrudan kontrol edemesek de kavgalarla nasıl başedebileceğimizi kontrol edebiliriz. Tepki gösteren ya da savunmaya geçen düzeltmeler, özellikle beden dili biraz saldırgansa, tartışmayı uzatır ve dikkatimizi özgün konudan uzaklaştırır. Öğrenciler tartışmalarını hiçbir zaman uysal olmayan yaşıtlarının önünde sürdürebilirler. Kendinize güvenli ama nazik olun, öğrenciyi asıl konuya yeniden yönlendirin ve tartışarak, kavga ederek ya da düşmanca taktiklerle ikincil davranışlara esir olmayın.


·Dersten sonra karşılıklı görüşmeler planlayın.


Tartışan birinin ikincil davranışlarını o an için görmemezlikten gelme sizin avantajınıza olsa da bu konuda bir şey yapmamanız gerektiği anlamına gelmez (özellikle öğrenci bu tür davranışları alışkanlık haline getirmişse). Dersten sonra karşılıklı görüşme planlayıp öğrenciye ikincil davranışının nasıl gözüktüğünü ya da anlaşıldığını ve karşılıklı haklarımızı nasıl etkilediğini anlatabilir (hatta gösterebilirsiniz). Dersten sonra karşılıklı görüşmeler hakkında daha fazla bilgi için Somurtkanlar bölümüne bakın.


UYGULAMALI STRATEJİLER


Başka bir sınıfta öğretmen Burak'ın ödevine başlamadığını fark eder. Yanına gidip sıradan bir tarzda sordum: " Burak, henüz başlamamışsın sanırım. Bir sorun mu var?" Öğretmen in davranışları cana yakındır. "Evet, şey, kalemim yok, nereden bulabilirim?" yanıtına "Sorun değil, benimkini ödünç alabilirsin" diye karşılık verir öğretmen (Öğretmen bu tip öğrencileriyle ders yapacağı zaman yanına kurşun, tükenmez kalemler, cetveller ve silgiler almaktadır - sorunları önleyici bir idare tarzı). Kendi kendine bir şeyler mırıldanıp sesini azaltıp önüne bakarak "Evet, şey cetvelim yok" dediğinde Yasin, Öğretmen, masasındaki malzeme kutusunu göstererek "benimkilerden birini ödünç alabilirsin" yanıtını verir. "Şey, benim kağıdım da yok" derken sesi oldukça sinirli bir tona bürünmüştür. Zavallı çocuk! Öğretmen alaycı olmaya çok müsaittir ama "Masamda kağıt da var" yanıtını verir. "Daha sonra gelip nasıl gittiğine bakarım" diye de ekler. Bu son yardımsever açıklamadan sonra belki de öğrenci içinden küfretmiştir. Öğretmen daha sonra ders sırasında homurtuları konusunda kendisini kontrol edebildiği için onu takdir eder. Terbiyeli olmak zor iştir.





5. SOMURTKANLAR


Gül çok sevilen, parlak bir beşinci sınıf öğrencisi. Ödevlerini yapması konusunda bir sorunu olmasa da öğretmeni onun davranış sorunları olduğundan yakınıyor. O sınıfla yapılan ilk değerlendirme de Gül' ün ders sırasında sürekli gezindiği ve diğer öğrencilerle sohbet ettiği farkedilmiş. Bilinçli olarak bir süre bu görmezden gelinmiş ama sonraları o, kendi masasına dönmesi konusunda uyarılmış. Gül, gözleri tavana bakarak, ıslık gibi bir sesle "Sadece Ceren'den silgi alıyordum" . Bu sırada çıkardığı "cık cık" sesleri ve başka yöne çevirdiği gözleriyle somurtkan karşılığı tamamlanır (en sık görülen ikincil davranış). Hemen hemen onun bu davranışı her düzeltilişinde, basit anımsatmalar bile olsa, bu durum tekrar etmektedir. Sınıfta bu tür davranışların çoğu yönlendirilip gerginlik azaltılmaya çalışılır ama en sonunda başka bir şeyler yapılması gerekmektedir


İZLENECEK STRATEJİLER


·Gerekiyorsa okuldan sonra bir sohbet ayarlayın.


Bu tür kısa konuşmalar (etik açıdan kapı açık olarak) öğrencilerin davranışları açısından ders sırasında neler olduğunu aydınlatmanızı sağlamak için çok uygundur. Öğrencilere, alışkanlık haline gelmiş ikincil davranışlarının sınıf hakları ve sorumluluklarına göre kabul edilemez olduğunu anlatmamız çok önemlidir. Bu tür sohbetlerin yılın başlarında yapılmaya başlaması ikna edici olması bakımından oldukça etkili olur (yılanın başının küçükken ezilmesi yaklaşımı). Böylece öğrenciler öğretmenin her zaman belirli davranışları dersten sonra takip edeceği mesajını almış olurlar.


·Davetinizin zamanlamasını iyi yapın.


Öğretmenler öğrencileriyle dersten sonra konuşmak isterlerse teneffüs zili çalmadan hemen önce kalmalarını istemek daha iyi olabilir. Böylece, "Niçin?", "Neden Ben?" ya da "Ne Yaptım?" gibi gereksiz tartışmaları önlemiş olursunuz.




·Olumlu mesajlar vermeye çalışın.


İkazlarımızın, düzeltmelerimizin ve gerilmiş ilişkilerin onarımının süren bir ilişkili sayesinde mümkün olabileceğini unutmayalım. Olumlu bir ses tonuyla ve arkadaşça konuşun, parmağınızı sallamak gibi tehdit edici beden dilinden kaçının. Söylev çekmektense karşılıklı konuşmak daha iyidir.


·Sorunlu davranışı yansıtmayı önerin.


Birçok öğrenci ikincil davranışının nasıl gözüktüğünün farkında değildir. Onlar olayları bizim gözlerimizle göremezler. Öğretmenler çoğu zaman bu tür davranışları kaba ve otoritelerini sarsıcı bir davranış olarak görürler. Bizim değer yargılarımıza göre kaba olan şey aslında zayıf sosyal beceriler, kötü alışkanlıklar, öğrencinin dikkat çekme isteği ya da sınıf ortamında gücünü gösterme arayışından ibarettir.
Davranışlarında neler gördüğümüzü yansıtıp duygularımızı açıklayabilirsek ve saygı ya da adil muamele görmeleri için onları sınıf kurallarına uymaya davet edersek en azından kabalıktan ne anladığımızı ve böyle davranışların ilişkileri nasıl zedelediğini açıklamış oluruz.


UYGULAMALI STRATEJİLER
Öğretmen teneffüs zilinden hemen önce Gül’ e dersten sonra birkaç dakika kalmasını söyler. Gül incinmiş bir tonda "Niçin?" diye sorar . Öğretmen bunu duymazdan gelerek sınıfı dışarı çıkarır. Sınıf dışarı çıkarken Gül ellerini kavuşturup duvara yaslanır. Öğretmen Gül’e biraz önce derste bir sorun olup olmadığını sorar.
Gül: (gözleri yere bakarak bastırmaya çalıştığı bir somurtkanlıkla) "Hayır."
Öğretmen: "Dersten sonra kalmanı istediğim için belki de kızgınsın ya da moralin bozuk, öyle mi?"
Gül: "Evet. Kötü ne yaptım?"
Öğretmen: "Masanı dönmeni söylediğim zamanı hatırlıyor musun? Ne yaptığını ve ne söylediğini anımsıyor musun?" Bu noktada Gül önemsiz bir bakış fırlattı.
Öğretmen: "Ne dediğini sana göstermemi ister misin?"
Gül: "Efendim?"
Öğretmen: "Dur sana göstereyim."
Bu noktada onun sabahki duruşunu, el kol hareketlerini ve ses tonunu başını sallayışıyla ve kaba bakışıyla yansıtmaya çalıştım. Kısa bir gösterimden sonra gülümseyerek solümü tamamladım. Gül gönülsüzce gülümseyerek savunmaya geçti: "Bunu her zaman yapmıyorum". "Evet her zaman değil" diyerek sürdürdüm "ama bu davranışları çok sık yapıyorsun. Ben sana bu şekilde davranmıyorum Gül. Bu şekilde konuştuğunda ses tonundan ve söyleyiş şeklinden dolayı saygısızlık haline geliyor".
Gül: "Şey, bunu yapmak istememiştim."
Öğretmen: "Olabilir, sen bunu kastetmemiş olabilirsin ama senin ne söylediğin ve nasıl anlaşıldığı bu."
Bu durumda öğrencilerden bazıları gelişigüzel bir özür ifade ederler. "Gerçekten üzgün hissetmiyorsun, değil mi?" türünde bir yanıt vermekten kaçının. Saygı konusundaki okul kurallarını anımsatıp özrü kabul edin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:22 pm

DEĞER ÇATIŞMASI



Öğrenciler üzerinde etkili olabilmesi için ben-iletileri üç öğeyi taşımalıdır.


1-Sorun oluşturan davranışın tanımlarını içermelidir: Öğretmenin, kendisi ile neden yüzleştiğini kestirmek zorunda kalmamalıdır. Öğrenci iyi bir ben-iletisi yorum içermeyen haber gibidir. “Kabadayılık ettiğin zaman...” Yargılama ile başlayan ben-iletilerine “kılık değiştirmiş sen-iletileri” denir. İyi bir ben-iletisinde zaman belirten bir bağlaç vardır. Öğrenciye sorun teşkil eden davranışın zamanını belirtmek çok önemlidir. Öğretmen, öğrenciye değil onun belli bir davranışına kızmıştır.


2-Öğrencinin kabul edilmeyen davranışını öğretmen üzerindeki kesin gerçek, somut etkisinin ona söylenmesidir. “Senin uzun saçlarını görmeye dayanamıyorum” somut etki açıkça söylenmiş ise ben iletisi başarısız olur. Ben-iletilerini kullanmaya başlayan öğretmenlerin yapacakları ilk iş kabul edilmez öğrenci davranışlarını iki grup içinde sınıflandırmak olmalıdır. Somut etkisi olanlar ve olmayanlar.


3-Duyguların dile getirilmesi: Ben-iletisi, davranış, etki ve duygu zincirinden oluşur. Ben-iletisinden nasıl dönülür? Vites nasıl değiştirilir. Ben-iletileri, sen-iletilerine göre öğrencileri daha az savunmaya iter. Fakat her şeye rağmen iyi bir ben-iletisinden bile öğrenci incinebilir. Öğretmen bunu fark edince hemen, yüzleşmeden etkin dinlemeye geçmelidir. Bu bir tür vites değiştirmedir.
Öğretmenler Kendilerini Nasıl Kızdırır: Kızgınlık, öğretmenin üç bölümlü ben-iletisini, duygu bölümünde olduğundan, yüzleşmeler öğrenciler tarafından suçlama ve bastırıcı iletiler olarak algılanır. Kızgınlık ikinci bir duygudur. Her zaman daha önce yaşanan başka duyguların sonucunda oluşur. Öğretmen bahçede dolaşırken, çocuklardan birinin attığı taş başını sıyırıp geçer. Öğretmenler kızgınlık iletilerinin bir işe yaramadığını bilirler. Işe yarasalardı dünyanın kuşaklar arası tüm sorunları yıllar önce çözülmüş olurdu.Öğretmenin ilk duygusu korkudur, ikinci duygusu kızgınlıktır. EÖE( Etkili Öğretmenlik Eğitimi) kurallarında öğretmenle birinci duygularını öğrencilerine iletmeleri öğretilir.


BEN-İLETİLERİNİN TEHLİKELERİ

Ben-iletileri uygulayabilecek kişinin kendini tüm çıplaklığıyla ortaya koymasıdır.
İnsanın kendini değiştirme ihtimalidir.
Sorumluluktur.
Etkili ben-iletileri neler yapar: Ben-iletileri, düşüncesiz kimseleri düşünceye yöneltir. Öğretmenlerin ben diliyle konuşmaları, öğrencilere insanlar arası etkili iletişimi öğretir. Çünkü onlar öğretmenlerini kendilerine model olarak alırlar.











SINIF ORTAMINI DEĞİŞTİRMEK

BUNUN DA 8 YOLU VARDIR
1. Ortamı zenginleştirme. 5. Ortamı yeniden düzenlemek.
2. Ortamı fakirleştirme. 6. Ortamı yalınlaştırmak.
3. Ortamı kısıtlamak. 7. Ortamı sistemleştirmek.
4. Ortamı genişletmek. 8. Ortam için önceden plan yapmak


SINIFTA ZAMANI VERİMLİ KULLANMA


Sorunsuz ortamlarda üç tür işe yarar ve kullanılabilir zaman vardır:
Sayısız uyaranla baş edilebilme zamanı (rahatsız edicilerin kaldırılmaları)
Bireysel zaman (sessizlik köşeleri, bireysel çalışma köşeleri, ses geçirmeyen kulaklıklar)
En uygun zaman (öğrencinin sorunsuz ilgi beklediği zaman Öğretmenlerin öğretebildiği öğrencilerin öğrenebildiği, her birinin “insan” olabildiği zamanlardır, dersler her iki taraf için daha zevkli olacaktır.

SINIFTA TARTIŞMA
Ben-iletilerinin etkisiz olduğu, sınıf ortamını değiştirmenin işe yaramadığı durumlar iki nedene bağlanabilir: Ya çocuğu kabul edilemez davranışa yönelten dürtü çok güçlüdür ya da öğretmeni ile iyi ilişkiler içinde olmadığı için onun ihtiyaçlarını umursamaz sonuç olarak, pek çok sınıfta öğretmen ve öğrenciler zaman zaman ihtiyaç çatışması yaşayabilirler.
Çatışmaların sıklığı o ilişkinin doyurucu olmadığı ve sağlıksız olduğu anlamına gelmez önemli olan çözümlenmemiş çatışmanın sayısı ve çatışmaların çözümünde kullanılan yöntemlerdir.


ÇATIŞMAYI ORTAYA ÇIKARAN NEDİR?
Bir çatışmanın varlığı için iki taraf gerektiğinden, çatışma tek olarak ne öğretmene nede öğrenciye aittir. Dolayısıyla her iki tarafında sorunu vardır.eğer bir taradın gereksinimi çok güçlü ise, öbür tarafın ben iletisin etkisi çok az olur.


ÖĞRETMENLER ÇATIŞMALARI NASIL ÇÖZERLER?
Öğretmenler çatışmaların çözümüne genellikle kazanmak kaybetmek olarak bakarlar. Öğrencileri doğal düşmanları olarak görürler. Önemli olan hoşgörü ve dostlukla yaklaşmak ve iletişimdir. Ayrıca davranış değişikliğinin bir anda olmasını beklemekte hatadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:22 pm

KAZAN KAYBET YAKLAŞIM


YÖNTEM 1 VE YÖNTEM 2
Yöntem 1’de her zaman öğretmen kazanır. Yöntem 2’de ise öğrenciler kazanır öğretmen kaybeder. Her iki yönteminde birbirlerine göre oldukça fazla avantaj ve dezavantajları vardır. Ayrıca birçok öğretmenin bir kez yöntem 1’i bir başka kez de yöntem 2’yi kullanmaları öğrencilerin kafalarını karıştırır. öğrenciler böyle bir ortamda kendilerini sınırlı belirsiz bir dünyada zannederler.
SINIFTA OTORİTE
Birinci tür otorite uzmanlığa deneyime dayanır. Bu tür öğretmenler bunu öğretmenliklerinin ayrılmaz bir parçası olarak görür. Bu otorite sınıfta hiç sorun oluşturmaz. İkinci tür otorite ise öğretmenin öğrenciyi ödüllendirme ve cezalandırma gücünden doğar. Bu güç öğrencilerin bağımlılığından gelir. Ayrıca şu bir gerçektir ki öğrenciler büyüyüp geliştiklerinde ve öğretmenlerine bağımlılıkları azaldıkça öğretmenlerin onlar üzerindeki ödül ve ceza güçleri de azalır. Öğretmen güç gösterdikçe isyanda artacaktır. İkinci otorite çoğunlukla öğrenciyi ezer, benlik imajını zedeler, kendine olan güvenini azaltır. Bu durumlarda isyan etme, meydan okuma, karşı koyma, yalan söyleme, duyguları saklama, sinsice davranma, başkalarını suçlama, dedikodu yapma, hile yapma, patronluk taslama, yenilgiden nefret etme, işbirliği yapma, boyun eğme, rol yapma, yağcılık yapma, hayal kurma, geri çekilme ve yeni şeyler denemekten kaçma gibi davranışlar gözlenir.
“Öğretmenin gücü, kurbanlarına güç verir. Kendi karşıtlarını çoğaltır, kendi yok oluşunu hızlandırır.”


SINIF İÇİ ÇATIŞMALAR İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİSİ
YÖNTEM 3 : KAYBEDEN YOK YÖNTEMİ


Daha önce anlattığımız yöntem 1 ve yöntem 2’ye alternatif olarak daha doğru, daha mantıklı ve daha etkili bir yöntemdir. Bu yöntemi biz yöntem 3 olarak ele alacağız. Yöntem 3 , çıkarlar çatıştığında, her iki taraf için kabul edilebilecek ve hiçbirinin kaybetmeden kazanacağı bir çözüm üretme yöntemidir. Burada en önemli soru, eni yi çözümü kimin getireceği değil, her iki tarafında kabul edebileceği bir çözümün nasıl bulunabileceğidir. Yöntem 3 yarışmayı değil işbirliğini ve sorunların en iyi nasıl çözülebileceğini öğretir. Başka bir üstünlüğü ise çözümlerin tarafların dışında hiç kimse tarafından kabul edilmek zorunda olmamasıdır. Ayrıca bireylerin yaratıcılığını ortaya çıkarır, kendilerine özgü sorunlarına yine kendilerine özgü yapıcı çözümler bulmada onları özgür kılar. Temelde bir sorun çözme yöntemidir.
YÖNTEM 3 İÇİN ÖN KOŞULLAR
Öğretmenlerin yöntem 3’ü kullanmaya başlamadan önce etkin dinleme konusunda yetkinleşmeleri gerekir. Aksi takdirde verim alınamaz.
Öğrencilere suçlayıcı utandırıcı ve aşağılayıcı sen iletileri yerine öğretmen kendi gereksinimlerini açıkça, dostça ve dürüstçe ifade eden ben iletilerini göndermelidir. Aksi takdirde öğretmene olan güven en baştan yıkılmış olur.
Öğretmenlerin öğrencilerin tümü ile yepyeni bir çatışma çözme yöntemi deneyeceklerine inanmaları gerekir.

YÖNTEM 3 ALTI AŞAMADA SORUN ÇÖZME
1. Sorunu tanımlama
2. Olası çözümler üretme
3. Çözümleri değerlendirme
4. En iyi çözümün hangisi olduğuna karar verme
5. Bu kararın nasıl uygulanacağını belirleme
6. Çözümün başarısını değerlendirme



Yöntem 3 sorunu arttırmadan, çatışmayı had safhaya çıkarmadan yapılır. Örneğin “peki........ sorunumuz var sizce çözüm ne olmalı.” Gibi bir ileti yöntem 3 için en uygun olanıdır.



YÖNTEM 3’ÜN OKULDAKİ YARARLARI

? Küskünlük ve kızgınlık oluşturmaz
? Kimseyi yargılamadan direk çözüm önerisinin ne olacağını düşünmeye başlamak ve beraberinde güdüleme ile çözümün uygulanmasını sağlar.
? Birlik ve beraberliği, kolektifliği arttırır.
? Bir diğerine düşünceyi kabul ettirme (satış) ortadan kalkar.
? Güç yada otorite gerektirmez.
? Öğrenci öğretmeni, öğretmende öğrenciyi sever.
? Gerçek sorunun bulunmasında yardım eder.
? Öğrencileri daha sorumlu ve dolgun yapar.

YÖNTEM III’ÜN OKULLARDA BAŞKA KULLANIM ALANI VAR MI?

Yöntem üç ün uygulama alanı sınırsızdır. Çatışmalar her tür okulda her sınıfta ve her tür konu üzerinde ortaya çıkabilir. Dolayısıyla yöntem üç’ü öğretme-öğrenme çatışmalarında, öğrenciler arasındaki çatışmalarda, sınıf kurallarını koymada öğrencilerin olumsuz ve saygısız her türlü davranışında ve aile içi iletişimde kullanılabilir.
Yöntem üçün en etkili olduğu zaman,etkileme girişimi olarak gönderdiğimiz ben iletisinin ardından öğrencini direnmesi halinde devreye sokulduğu zamandır. Eğer “Sırayı bozma” dediğinizde öğrenci sıraya girmez ise çatışma vardır ve derhal çözüm önerileri ortaya konmalıdır.



OKULDA DEĞERLERİN ÇARPIŞMASI

İnsanların hayat süreci içinde kendileri özgü değer yargıları vardır. Örneğin din, giyiniş tarzı, saç şekli, temizlik alışkanlığı, konuşma biçimi, görgü kurallarına uyma, ahlak anlayışı, vb... kimse bunlar üzerinde tartışmak ve değiştirmek istemez aynen öyle de öğrenciler bu meselelerde iletişime kapalıdırlar. Değer tartışması ve çatışması birbirinden farklıdır. Eğer öğretmen kazanımlarına ve gereksinimlerine dokunan öğrenci davranışlarına karşı ben iletisi göndermek, somut veriler göndermekte zorlanıyor ve çocuk şaşkına dönüyorsa işte o zaman öğrenciyle değer çatışması yaşıyor demektir.
Şimdiye kadar öğrendiğimiz tüm yöntemler kendi özelliklerine göre değer çatışmasında genel olarak etkisizdirler.


PEKİ DEĞER ÇATIŞMASIYLA NASIL BAŞ EDİLİR?

Etkili bir danışman olmalısınız
Onlarla düşüncelerinizi bir kez paylaşın ve laf kalabalığı yapmayın
Her konuşmanın sonucunda sorumluluğu öğrencide bırakın
Değer verilene model olmaya (temsil etmeye) çalışın.
Kendinizdeki kusurları görün ve değişime başlayın.
Çocukları iyi tanıyın ama her konuda.
Gurup çalışmaları yaptırın gerekirse gurup ve bireysel terapilere başvurun.
Bireylerin kendi değerlerini daha iyi tanımalarına yardımcı olun.
Çocukları sevin ve bunu onlara gösterin.
Kabul etme olgunluğuna erişin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
xezal
Admin
Admin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 438
Yaş : 23
Nerden : beytüşşebap
Kayıt tarihi : 26/05/08

MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   Salı Haz. 03, 2008 12:22 pm

ÖĞRETMEN AİLE GÖRÜŞMELERİNDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR
VE
AİLENİN ÇOCUĞUN BAŞARISINA ETKİSİ



Aile;çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği,sosyalleşme sürecinin ilk kaynağı,kişisel ve sosyal davranışlarla ilgili değer duygusunun oluştuğu,çocuğun gerek eğitiminde gerekse duygusal gelişiminde çok önemli ve yadsınamaz görevi olan bir yapıdır.Bu nedenle de ailenin yapısı, genişliği,sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi,anne-babanın tutum ve davranışları çocuğun duygusal ve toplumsal gelişmesini olumlu veya olumsuz yönde etkileyecektir.

Aile,çocuğun tüm gelişiminde etkili olduğu kadar , ona ilk gelişim ve deneyim fırsatlarının hazırlanması açısından “okul başarısı”nda da etkili olmaktadır.

Aile içi ilişkilerin dengeli ve düzenli olması, çocuğun başarısını olumlu açıdan etkiler.Sağlıklı bir aile ortamındaki çocuk, karşısında anlayışlı,kendine güven veren,sorunlarıyla yakından ilgilenen bir anne baba bulur. Bu tür ailelerde çocukla kurulan başarılı iletişim sayesinde onun çalışması desteklenir,başarısızlığı anlayışla karşılanarak mantıklı çözümler birlikte aranır.

Aile yi işbirliğine çekebilmek adına ebeveyne kendimizi önce iyi anlatmalı savunucu tepkilere yol açacak söylemlerden uzak durmalıyız. Öğretmenlerin ebeveynle görüşmelerinde dikkat etmesi gereken noktaları şu şekilde sıralayabiliriz:



1-Öğretmenler velilerle her konuşmalarında söze mutlaka o öğrencinin pozitif yanını belirten bir girişle başlamalıdır.Daha sonra abartmadan çocuğun hatalarını ya da çektiği zorlukları sıralayabilirsiniz

2-Hiçbir zaman bir veliye kendi çocuğundan başka çocuklardan örnek verilmemelidir.



3-Çocuğun hatalarını söyledikten sonra veliye hatalar ile ilgili gözlemlerinizi,neden, niçin ve nasıl olduğunu anlatın.konuyla ilgili araştırmalar yapıp not alın.notlarınızı veliye aktarın



4-Her veli öğretmenden önce dostça ve sevecen bir yaklaşım bekler.velilere tepeden bakmak, onları küçümsemek gibi hatalara asla düşmeyin.



5-Bazen de öğretmenin bütün sevecenliğine, ilgisine karşın çocuğun anne babası olaylardan uzak, ilgisiz bir tutum içinde olabilir.Öğretmenin bütün gözlemlerini,çabalarını yadsır, uzlaşmaz bir davranış sergilerler. Yine de öğretmen pes etmemeli, olumlu yaklaşımını bırakmamalıdır, her öğrencinin başarısının bu ilişkinin devamında olduğu unutulmamalıdır.



6-Öğrencinin istenmeyen bir davranışını tek nedene bağlamayın. Örneğin öğrenme zorluğu çeken çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, çocuğun determinant gelişimi içinde pek çok faktöre bağlı geliştiğini göstermektedir.



7- Veli size düşünce ve önerilerinizi sorduğunda ona mutlaka üzerinde iyice düşündüğünüz, araştırmalarınız ve gözlemleriniz sonucunda vardığınız isabetli kararları modern pedagojik bilgiler ışığında aktarın. Geçiştirmek için üstünkörü verdiğiniz bilgilerin, araştırmadan yaptığınız önerilerin bir anlamı yoktur



8- Veliler çocuklarının hatalı davranışlarının birdenbire yüzlerine vurulmasından hiç hoşlanmazlar. Hele hor gören bir tavırla söylenen sözler onları çok üzer ve hemen savunmaya geçerler. Bu nedenle velilerin hataları düzeltmelerine yardımcı olurken, onları ilgili kişilere yönlendirmeyi tercih edin.



9- Velilerle yapılan görüşmelerde her öğretmen veliye çocuğun sorunlarını ya da zorluklarını aşması sırasında hep onun yanında olacağını, elinden gelen bütün yardımı yapmaya hazır olduğunu hissettirmelidir. Velilerle birlikte plan ve program yapılmalı, bir yol çizmelidir. Bunu yaparken gerçekçi olmalıdır. Velilere olmayacak umutlar vermemelidir.Planı yakından takip etmeli, sistem yürümezse değiştirmelidir.



10- Unutmamalı!her öğretmenin, zaman zaman ilişki kurmanın çok zor olduğu velilerle karşılaşması kaçınılmazdır. Fakat deneyimli, donanımlı, hoşgörülü, iyi niyetli bir öğretmenin bu zorluğu aşması imkansız değildir!



Çocuğun eğitimi konusunda anne ve babanın oluşturduğu modelin yanı sıra ,ona karşı geliştirdikleri tutumun da önemi büyüktür.Anne babanın, ilgileri ve öğrenim yaşamı için sağlıklı bir model oluşturmaları,çocuğun okul başarısını büyük ölçüde etkiler.Örneğin;anne babanın kitap okuyan kişiler olması, çocukta kitap okuma ilgisini geliştirir.Ders kitabı dışında , öykü , şiir , roman türünde kitap okuma okul başarısını dolaylı olarak etkileyen önemli bir uğraştır.

Okulda çocuğu başarısız kılan etmenler üzerine yapılan bir araştırmada; başarısız olan çocukların çoğunlukla; bedensel cezayla cezalandırılmış , aile içinde ki ilgi ve sevgiden yoksun olan çocuklar olduğu görülmüştür.



Eğitimci kimliğimiz bir parçası olarak; ebeveynler ile olan paylaşımlarımızda onları hangi noktalarda dikkat etmeleri gerektiği konularında rehberlik etmeli olumluya yönlendirmeliyiz.



Anne ve Babaların Dikkat Etmeleri Gereken Başlıca Noktalar

· Anne ve babalar , öncelikle çocuklarını tanımalı , onları ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirmelidirler. Bu konuda kendi tutku ve arzularına göre değerlendirme yapmamalıdırlar.

· Anne ve babalar , çocuklarındaki güven duygusunu pekiştirmek üzere , onları yapıcı ve faal kılacak ortam hazırlamalıdırlar.Ancak bu ortamı hazırlarken verecekleri görevin , çocuğun yetenek ve kapasitesini aşmamasına özen göstermelidirler.

· Anne ve babalar , gelişimin normal yüzlerini , zorlu dönemlerini bilmeli , davranışlarını ona göre düzenlemelidirler.

· Anne ve babalar , aile ve toplumca geçerli olan bazı kurallara uyma zorunluluğunu çocuğa hatırlatmalı , uymadığı takdirde onu “insanlararası ilişkileri anlatacak” türdeki olaylarla bilgilendirmelidirler. Hiçbir eğitimsel yararı olmayan bedensel cezalar uygulamamalıdırlar.

· Anne ve babalar , özellikle disiplin konusunda görüş birliğinde olmaya ve çocuğun yanında hararetli tartışmamaya özen göstermelidirler.

· Anne ve babalar, “oyun” un , çocuğun gelişim ve eğitimi için önemli olduğunu düşünerek , onun bu faaliyete zaman ayırmasını sağlamalıdırlar.

· Anne ve babalar ,karnedeki başarısız notlara dayanarak çocuklarını katı bir dille suçlamamalı ,onları ,oyun ve tatil saatlerini ortadan kaldırarak ağır bir biçimde cezalandırmamalıdırlar.

· Anne ve babalar , zayıf notlar karşısında paniğe kapılmadan , mantıklı ve çocuklarıyla birlikte çözümler aramalıdırlar. Çocuklarına güvendiklerini söylemeli , başarılarını zaman zaman ödüllendirmelidirler.

· Anne ve babalar, her çocuğun kendine özgü niteliklerle donanmış , ayrı bir birey olduğunu düşünerek , çocuğu diğer çocuklarla , arkadaşlarıyla , kuzenleriyle ve kardeşleriyle kıyaslama yoluna gitmemelidirler.

· Bu kıyaslamalar sonucunda anne-babayla yaşanacak gerginliklerin nedeni olarak; dersler ve kıyaslama yapıldığı kişiler görülecek bu nedenle de problemlerin çözümü daha da zorlaşacaktır

· Son olarak ;anne ve babalar , çocuk için en önemli besinin , SEVGİ ve SEVECENLİK olduğunu bilmeli,bu konuda aşırıya kaçmamaya özellikle dikkat ederek, çocuklarına yeterince İLGİ ve SEVGİ göstermelidirler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://xezal.forumakers.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: EĞİTİM NEDİR?   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
EĞİTİM NEDİR?
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Paylaşımın tek adresi :: Eğitim :: Eğitim-
Buraya geçin: